06 12 2006

Tarihte Bugün / yorumLUyorum / 6 Aralık

Tarihte Bugün/6 Aralık   1492. Kristof Kolomb  Haiti ve Dominik’i  keşfetti. 1877. Thomas Edison,  fonografi kullanarak ilk kez insan sesini kaydetti. 1921. Sinn Fein Partisi öncülüğünde, 26 güney eyaletinin birleşmesiyle Bağımsız İrlanda devleti  kuruldu. 1922. İnsülin ilk kez Kanada bir hastanede  hasta üzerinde denendi. 1937. Türkiye, on yıl önce imzalanan Türkiye-Suriye iyi komşuluk sözleşmesini feshetti. 1948. Belkıs Temel,  38 ülke güzeli arasından   Birleşmiş Milletler Güzeli seçildi. 1950. Çin Kore savaşına katıldı. Kuzey Kore'nin başkenti Pyangyang yeniden Kuzey Korelilerin eline geçti; Birleşmiş Milletler kuvvetleri bölgeden geri çekildi. 1956. Melbourne Olimpiyatlarında  grekoromende  Mithat Bayrak şampiyon oldu.  1968. Ant dergisi yazarlarından Fethi Naci ile derginin sorumlu müdürü Yaşar Uçar 18'er ay hapis cezasına mahkûm oldular. Gerekçe: Yayım yoluyla komünizm propagandası. 1969. 1600 öğretmen Cumhuriyet tarihinde ilk kez  Erzurum'da boykota başladı. Aynı gün Orman Fakültesi öğrencileri Orman Affı Kanunu'na karşı yürüyüş yaptı. 1971. Hindistan Bangladeş'i tanıdı; Pakistan Hindistan'la bütün diplomatik ilişkilerini kesti. 1981.Kılık kıyafet yönetmeliği Resmi Gazete yayınlandı. Okullarda başörtüsü ve sakal yasaklandı. 1983. Milli Güvenlik Konseyi yönetimi sona erdi. Konsey, çıkardığı son yasayla kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı yasakladı. 1996. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun  2.489 memur alımı için açtığı sınava 90.000 kişi başvurdu. Sınav üç gün sürdü. 1999. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Prof. Dr. Kemal Gürüz'ü yeniden Yükseköğrenim Kurulu, YÖK başkanlığına atadı. Bugün Ölenler:  1882. Fransız reformcu sosyalist Louis Blanc.  1926. Fransız ressam Claude Monet. 1936. Şair ve bestekâr Leyla Hanım (Saz). 1939. Ressam Ali Cemal. 1955. İsta... Devamı

06 12 2006

tarihteki büyük gaflar / yorumLUyorum / "söz"

tarihteki büyük gaflar “Radyonun geleceği yok.” Lord Kevin - İskoç Fizik Alimi “Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi.” Charles H. Duell - Amerikan Patent Dairesi Başkanı (1899) “Denizaltıların savaşta ne işe yarayabileceğini anlamadım. Mürettebatın boğularak ölmesine sebep olabilir...” H. G. Wells - Yazar (1901) “Atlar her zaman kullanılacaktır. Otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir.” Henry Ford’un kredi talebi üzerine, otomotiv sektörünün geleceği konusunda ekspertiz veren bir banka müdürü (1903) “Uçaklar hoş oyuncaklar. Ama askeri bir değerleri yok.” Mareşal Ferdinand Foch - I. Dünya Savaşı’nda Fransız orduları baş komutanı (1911) “Artistlerin seslerini kim dumak ister ki?” Harry M. Warner - Film endüstirisi yöneticisi - O sıralarda icat edilen sesli film hakkında- (1927) “Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemez.” Daryik F. Zanuck - Twenty Century Fox’un Başkanı (1944) “Bilgisayarlar gelecekte belki sadece 1.5 ton ağırlığında olacaklar.” Popular Mechanics Dergisi (1963) “İnsanları büyük çoğunluğu için tütün tüketimi gayet sıhhi bir şeydir.” Dr. Ian G. Mc Donald - Operatör (1963) “İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için herhangi bir neden göremiyorum.” Kenneth Olsen - Digital Equipment Corp.’un başkanı (bir bilgisayar firması) ((1977)evrensel. 06.12.06 ... Devamı

06 12 2006

çocuklar ve tanrı / yorumLUyorum / çocuk

çocuklar ve tanrı Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan çocuklar, büyüklerin değil kendi kafalarının, çocuk dünyalarının tanımladığı, büyük bir güven duyup, büyük bir umutla bağlandıkları “çocukların tanrısı”na bir dolu mektup yazmışlar. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan çocuklar, büyüklerin değil kendi kafalarının, çocuk dünyalarının tanımladığı, büyük bir güven duyup, büyük bir umutla bağlandıkları “çocukların tanrısı”na bir dolu mektup yazmışlar. Eric Marshall ve Stuart Hample adlarında iki yazar da bu mektuplar arasında uzun bir çalışma yapıp bazılarını kitaplaştırmışlar. Çoğu inanılmaz saflık ve ciddiyet içinde. Ama yine gülümsetiyor insanı... - Sevgili tanrı, geçen hafta Newyork’a gittiğimizde Sen Patrick Kilisesini gördüm. Bayağı güzel bir evde oturuyorsun. (Frank) - Sevgili tanrı. Eğer ben tanrı olsaydım, bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma. (Michelle) - Canım tanrı. Kucaklaşmayı sen mi buldun? Çok güzel bir şey. (Brenda) - Sevgili tanrım niçin hiç TV’ye çıkmıyorsun? (Kim) - Sevgili tanrı, öğretmen günlerin önce kısaldığını, sonra uzadığını söyledi. Artık bir karar vermelisin. (Mindy) - Sevgili tanrı! Eğer öldükten sonra yaşayacaksak, niye öldürüyorsun? - Sevgili tanrı, sen zengin misin, yoksa sadece ünlü mü? (Steven) - Sevgili tanrı, bu soğuklar ne işe yarar? (Rodaw). - Sevgili tanrı yeni öyküler yazamaz mısın? Yazdıklarının hepsini okuyup, bitirdik ve yeniden başa döndük. (Terry) - Sevgili tanrı, yağmur yağdığında ne kadar süreceğini nereden biliyorsun? Kitabını okudum ve beğendim. O kadar fikirler nereden aklına geldi? (John) - Doktor olmak istiyorum. Ama o aklına gelen nedenden değil. (Fred) - Niçin daha sonra yeni hayvanlar bulup göndermedin? Hâlâ eskileri ortada dönüp dolaşıyorlar. (Johny) - Şu her gün ezip durduğum karıncaların umarım sence bir önemi yoktur. (Alis)- Gönderdiğin bebeği geri almazsan, odamı temizlemem. (Joy)- Kiliseye sözüm yok, ama kuşkusuz daha iyi müzikler yazabilirsin... Devamı

01 12 2006

işçi sınıfının acı kaybı: memet kılınçaslan’ı kaybettik

İŞÇİ SINIFININ ACI KAYBIMemet Kılınçaslan’ı kaybettik Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Memet Kılınçaslan yaşamını yitirdi. Kılıçaslan, dün gece saat 24.00 sıralarında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti. İşçi, sendikacı ve işçi önderi olarak ömrünü işçi sınıfı davasına adayan Memet Kılınçaslan, kurucuları arasında yer aldığı Emek Partisi’nde Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanlığı görevini yürütüyordu. Kılınçaslan, 3 Aralık 2006 Pazar günü saat 13.30’da düzenlenecek törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Devamı

30 11 2006

yiğit adam ve has ressam Duran Karaca'nın ardından / yorumLU

yiğit adam ve has ressam Duran Karaca'nın ardından toplumsal ve görsel gerçekçilik Karaca son dönemlerindeki görsel tema çeşitliliğine ve motif zenginliğine karşın sanat tarihi arşivlerimizde yerini daha çok toplum ve doğa gerçekçiliğinin çok güçlü temsilcisi olarak almıştır. Çukurova doğasının sarı-gri karışımı görüntü dokusu içine, anlamlı yaşam sahneleri yerleştirmiştir. Toplumsal yaşamımızdaki gündelik ucuzculuk, yüzeysel ve geçici değerlerin peşinde koşuculuk sanat ve kültür düzlemimize de elbette yansıyor. Tüketsel ve medyatik ilişkilere odaklanmış bir yapay canlılık sarıyor ortalığı. Derinlikleri çağrıştırıcı duyumsamaları falan kimsenin umursadığı yok. Bu hüzünlü ve tatsız düşünceleri kafamda sıkça evirip çevirdiğim bir dönemde, geçen gün mutlu bir olay yaşadım. Toplumsal gerçekçiliğin resim diliyle buluşması alanında tez çalışması yapan duyarlı genç bir insan grubu ile İstanbul İş Sanat'taki o çok keyifli Nedim Gürsel sergisinin koridorlarında (bir cumartesi öğleden sonrası için çok boş kalmış koridorlarında) karşılaştık. Tatlı bir söyleşi yapıldı. Turgut Zaim ve Nuri İyem köklerinden çok bereketli bir Duran Karaca filizlenmesine kadar uzayan anlamlı parabolü bir denemeye çalıştık. İki gün sonrasında o söyleşide adı sık geçen Duran Ağabey'in hasta yatağı başındaydım. Bu sabah (salı) da ölüm haberi geldi. ETKİLEYİCİ GÖRSELLİK Duran Karaca son dönemlerindeki görsel tema çeşitliliğine ve motif zenginliğine karşın sanat tarihi arşivlerimizde yerini daha çok toplum ve doğa gerçekçiliğinin çok güçlü temsilcisi olarak almıştır. Çukurova doğasının sarı-gri karışımı görüntü dokusu içine, anlamlı yaşam sahneleri yerleştirmiştir. 1970-90 dönemi Duran Karaca'sı kırsal kesim insanları, göçerler ve çadırları hayvan sürüleriyle çok içten, inandırıcı toplum ve doğa kesitleri almayı başarmıştır. Bu tablolarda yaşam güçlüklerine katlanmayı metanetle ve kararlılıkla göze almış kasketli erkekler vardır. Şalvarlı ve beyaz başörtülü toprak kad... Devamı

30 11 2006

bir 'hoca-öğrenci' sergisi / yorumLUyorum / sergi

bir 'hoca-öğrenci' sergisi Ressam Ekrem Kahraman ve ressam Tuncay Takmaz 'ın "Dünya Nereye Gidiyor?" isimli resim sergisi, önceki gün verilen kokteylin ardından Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Günümüzün bu can alıcı temel ve tarihsel sorusuna karşılık olmak üzere sanatsal yanıtlar üretmeye çalışan Kahraman ve Takmaz'ın sanatın ve sanatamızın geçmişine bakıp gelecekle ilgili ortak kehanetler öne sürdükleri sergi, İlayda Sanat Galerileri organizatörlüğünde gerçekleştiriliyor. Sergide Ekrem Kahraman, son dönem büyük boyutlu çalışmalarıyla hoca olarak; Tuncay Takmaz ise öğrenci olarak kendi tarzının yanı sıra önemli Türk sanatçılarının yapıtlarından, Rönesans ve modernleşme dönemi ustalarının başyapıtlarından yola çıkarak, yaptığı çalışmaları sergiliyorlar. Kendi kültürümüzde ve topraklarımızda bize referans olacak bir sürü yaşanmışlık olduğun u belirten Takmaz, " Çağdaşlaşma ile Batılılaşmayı birbirine karıştırıyoruz" dedi. Mehmet Siyahkalem, Osman Hamdi, Fikret Mualla, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nuri İyem gibi önemli Türk ressamlarının eserlerinin kopyalarının da yer aldığı sergi, 18 Aralık'a kadar gezilebilecek. Devamı

30 11 2006

türkçe günlükleri / yorumLUyorum / feyza hepçilingirler

Türkçe Günlükleri 15 Eylül Cuma İngilizce bilmek iyidir; ama Türkiye'de, Türkçe bilen Türklerle İngilizce konuşmak nedir? Tudem'in ilkgençliğe yönelik roman yarışmasının sonuç toplantısı için İzmir'e gidiyorum. Geçen yıl çocuk oyunu dalında yarışma düzenlemişti Tudem, bu yılki ilkgençlik edebiyatına çağdaş ve özgün yapıtlar kazandırmak amacıyla roman. Dosyaları okuduk, değerlendirdik, sonuç toplantısı için seçici kurul üyeleriyle İzmir'de buluşacağız. Havaalanına giden Havaş servisindeyim. Önümdeki sırada dört kişilik bir aile var ya da ben aile olduklarını sanıyorum. Hemen benim önümde anne ve baba oturuyor; yanda bir delikanlıyla genç kız. Hepsinin daha ilk bakışta Türk oldukları anlaşılıyor. Genç kız camdan dışarıyı seyrederken ötekiler kendi aralarında İngilizce konuşuyorlar. Daha doğrusu İngilizceydi konuştukları dil, az önce birden Türkçeye döndü. Sonra işler iyice karıştı. Şu anda, İngilizce - Türkçe karma bir dille sürüyor iletişim. Delikanlı hakiki bir Teksaslı gibi metalik sesler çıkarmayı başarıyor. Hani, eskiden Arapça bildiğini göstermek için "ayınları çatlatıp kafları patlatarak" konuşanlar varmış, anlaşılan, şimdi de İngilizcesinin mükemmel (onlar perfect der) olduğunu göstermek isteyenler, iki teneke parçasının birbirine sürtüldüğünde çıkana benzer sesler çıkarmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Genç kızın, delikanlının yabancı arkadaşı ya da sevgilisi olabileceğini düşündüm ilkin, derken o da Türkçe konuşmaya başladı. Yurtdışına gidiyorlardır, alıştırma yapıyorlar, diye düşünüyordum ki benimle birlikte iç hatlar terminalinde indiler. Şimdi ben bunu hiç anlamıyorum; anlamalı mıyım, onu da bilmiyorum. 17 Eylül Pazar Yeniden çocuk olasım geldi ya da çocuklarımı yeniden büyütesim. İkisi de olanaksız olduğuna göre, torun beklemekten başka çare yok gibi görünüyor. Ne güzel olurdu! Torunumu dizime oturtup, "Bak yavrum," diye başlayarak anlatırdım ona. "Antik Roma'da yaşayan insanlar böyle giyi... Devamı

24 11 2006

öğretmen geçim derdinde / yorumLUyorum / 24 kasım

24 KASIM'A YİNE SIKINTILI GİRİYORLAR   öğretmen geçim derdinde   Bir 24 Kasım'ı daha sorunlarla karşılayan eğitim emekçileri, gerek hizmet üretirken karşılaştıkları sorunlar gerekse özlük ve mali haklarının istenen seviyeye ulaşamaması nedeniyle bir yandan "geçim derdi"ne düşmüşken bir yandan da Türkiye'nin geleceği olan nesilleri yetiştiriyor. Aldığı maaşla 4 kişilik ailesinin zorunlu giderlerini karşılayamayan öğretmenler için, ev ve araba sahibi olmak neredeyse "hayal" oluyor. Son 10 yılda öğretmen maaşları 29 kat, milletvekili maaşları ise 69 kat arttı. Türkiye'nin geleceği olan nesilleri yetiştirmeye çalışan eğitimciler, 24 Kasım'ı sıkıntılarla karşılıyor.   Eğitim-Sen'in, "Öğretmenlerin Sosyoekonomik Durumları" raporuna göre son on yılda yoksulluk sınırındaki artış oranı 32 kat olurken aynı dönemde öğretmen maaşları sadece 29 kat arttı. Bir eğitimci, 3 oda bir salon ortalama standartlarda bir ev satın almak istediğinde tüm maaşını buna ayıracak şekilde yaklaşık 6 yıl çalışmak zorunda.   Eğitimciler, bir yandan ders yükünün ağırlığı, okulların fiziki yetersizlikleri, maaş azlığı gibi sorunlarla boğuşurken bir yandan da AKP hükümetinin kadrolaşma furyası sonucu değişen yönetim kadrolarıyla öğrenci yetiştirmiye çalışıyor. Aldığı maaşla 4 kişilik ailesinin zorunlu giderlerini karşılayamayan öğretmenler için, ev ve araba sahibi olmak ya da bir haftalık tatile çıkmak ise neredeyse "hayal" oluyor.   Bir 24 Kasım'ı daha sorunlarla karşılayan eğitim emekçileri, gerek hizmet üretirken karşılaştıkları sorunlar gerekse özlük ve mali haklarının istenen seviyeye ulaşamaması nedeniyle bir yandan "geçim derdi" ne düşmüşken bir yandan da Türkiye'nin geleceği olan nesilleri yetiştiriyor.   Eğitim-Sen'in, "Öğretmenlerin Sosyoekonomik Durumları" raporuna göre son on yılda yoksulluk sınırındaki artış oranı 32 kat olurken aynı dönemde öğretmen maaşl... Devamı

24 11 2006

"öğretmenler günü" / buluşma yeri / karikatür

"öğretmenler günü" / buluşma yeri / karikatür Devamı

23 11 2006

bir ilkbahar şiirine başlangıç / yorumLUyorum / "öğretmenim"

BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ   Hava ne kadar güzel öğretmenim Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar Hepsi hepsi ortada öğretmenim. Ne olur biz de gidelim Burda kalsın kitaplar Burda kalsın iğneli karafatmalar Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar Burda kalsın hepsi Bomboş kalsın hepsi Bomboş kalsın evler okullar Hapishaneler, hastaneler... Öğretmenim, sevgili öğretmenim Sırtımıza alırız hastaları Kim bilir ne özlemişlerdir kırları... Ya mahpuslar. Ne sevinirler kimbilir Sarılıp sarılıp öperler adamı.melih cevdet anday ... Devamı

21 11 2006

arif damar için yazarlardan bildiri / yorumLUyorum /

arif damar için yazarlardan bildiri hoyratlık, değer bilmezlik, ironi yoksulluğu... feridun andaç 'ın 13 kasım tarihli arif damar 'la ilgili yazısına tepki olarak birçok yazar ve şair bir araya gelerek bir bildiri yayımladılar. sina akyol, orhan alkaya, şükrü erbaş, haydar ergülen, ahmet erhan, seyhan erözçelik, mustafa köz, akif kurtuluş, cihan oğuz, altay öktem, mahmut temizyürek 'in imzalarını attığı bildiri şöyle: "feridun andaç'ın 13 kasım tarihli cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 'saldırganlık, salaklık, ironi' başlıklı yazısı canımızı acıttı. çok sevdiğimiz bir dostumuz, şiirini daima taze tutmayı, yeni arayışlarla beslemeyi becermiş bir şair, arif damar, andaç'ın yazısında ısrarlı bir galiz üslup ile aşağılanmaya çalışılıyordu. satır araları öfke ile kirlenmiş bir yazının andaç'ın kariyerine eklenmesi hayli üzücü; yalnız kişisel olarak arif damar'ın değil, türk şiiri birikiminin vazgeçilmez bir değerinin hoyratça aşağılanması gayreti sinir bozucu bir durum. söylemek gerekiyor: arif damar, 15 yaşından 81 yaşına uzanan yolculuğu boyunca, bir an için bile, şiiri ve kendi şiirini farklı bir amaç için, haydi, daha ileri gidelim, kötü bir amaç için kullanmadı. keşke söz konusu yazıyı hiç okumamış olsaydık ve eleştirmen andaç için de bu denli net ve iddialı bir övgü cümlesi kurabilseydik... andaç'ın yazısı bir polemiğe yol açabilecek nitelikleri taşımıyor. nedir, bir açıklamayı da zorunlu kılıyor. biz, arif damar'ın kadim dostları, onun ağzından hiçbir zaman böbürlenme, kendini yüceltme anlamına gelebilecek bir ima dahi duymadık. tersine, dostumuz, sözgelişi orhan veli'nin dehasını över, nâzım hikmet'i, melih cevdet anday'ı büyük şair sayar, konu kendi şiirine gelir ise eğer, orayı hızla geçer. biliyor ve söylüyoruz. kaldı ki halit asım'dan niyazi akıncıoğlu'ya, unutulmaya yüz tutmuş iyi şairleri, ısrarlı takibi ile yeniden antolojiye hediye etmiş bir vefa... Devamı

21 11 2006

Kitapçoksever / yorumLUyorum / adnan binyazar

Kitapçoksever Selçuk Altun gerçek bir "kitapçoksever". Ölçüsü ne kitapçokseverliğin? Ayağını sahaflardan çekmemekse; bakarsınız Altun'un bir ayağı İstanbul'da, bir ayağı Amerika'nın Arizona'sındadır. Puşkin 'in Journey to Erzurum' unu (Erzurum'a Seyahat) Arizona'da bulmuş, 225 dolara kıyıp ısmarlamıştır. Kitaba ulaşan kişilerin derin kuşkuculuğu onda da var. "Özellikle nitelikli bir sahafta kaç saat kalırsam kalayım çıkışta, 'yaşamımı değiştirecek bir kitabı ıskalayıp ıskalamadığı m' ikilemiyle didişmeye başlarım" d er; kuşkusuz, kitaba giden yolda daha hızlı adımlar atar. *** Onun kitapçokseverliği, yalnızca kitap toplama tutkusu değil, bir sevdadır. Amerika'daki sahafı Serendipity 'yi anarken, "Farsça kökenli Serendipity, ' bir güzeli ararken diğerine ulaşmak' anlamına gelirmiş. Labirentsel sahaf raflarında, aradığımı bulmaktan çok aramadığım güzelliklerin mevcudiyetini düşünmek daha kışkırtıcıdır" der. Bu duygularla besleyip kotaracağı bir roman yazma düşüncesi ışılamış olabilir mi Altun'un kafasında? Bir de, Hakkâri'de "Vali Konağı'nın balkonundan heybetli Sümbül Dağı'nı izleyen" delikanlının Doğu gözlemleri... Altun'un Sümbül Dağı'na bakışındaki derin coşku tüylerimi ürpertti. Cumhuriyet Kitap'ta, 2005'in ortalarından başlayıp kırk hafta boyunca Kitap İçin ana başlığıyla 1000 maddede yansıttığı edebiyat ve güzel sanatlara yönelik izlenimlerinde yalnızca kitap serüvenini anlatmıyor Altun; okura, okuduklarından edindiklerini de aktarıyor. Ağırlıklı konular kitap, okumak, yazmak, yazın ortamı, ödüller, okuma düzeyi... Alıntılarla beslenen her konu, yer yer, okuyana öğüt biçiminde yansıyor. Eleştirel boyutlu düşüncelerin ışığında, okur, Türkiye'de epeydir 'diyet-şiir' yazıldığını, 'ülkenin nerdeyse bir roman çöplüğüne dönüştüğü' nü, kendini 'sanatçı' yerine koyan televole şarkıcılarının bilinçs... Devamı

21 11 2006

çocuk emeği!

Dünya Çocuk Hakları Günü! Devamı

21 11 2006

ilk aşk... / yorumLUyorum /

İlk Aşk... Hayatın sayfalarında hep vardır böyle küçük öyküler. Yaşamanın içindedir her şey o taşra kasabalarında... Göz ucuyla baktığımız kavgalar, dostluklar, aşklar, hüzünler, eziklikler, ihanetler kendi düşlerimizde kaybolup giderler... Zamana yenik düştüğümüz anlar , belki bir kıyı kasabasının kış yalnızlığında bizi yıllar öncesine taşır, çocukluk ve gençlik anılarımızla baş başa bırakır... Ben esintili bir İstanbul akşamında Boğaz'a yakın bir yerde çocukluk günlerimin geçtiği Ege kasabalarını düşündüm, Foça'nın Siren kayalıklarından karşıya, yani Karaburun'a bakar gibi denize yüzümü verdim... Sisli, mor, kahverengi dağlar Kanlıca' nın yamaçları değil de Mordoğan, Karaburun açıklarıydı sanki... O anda aklıma çocukluğumun geçtiği Ege kasabaları ve ''ilk aşkım'' geliyor... Yeşil mantolu zayıf kız!.. Düşünceler ormanındayım!.. Edremit , Güre, Foça , Urla, Dikili , Salihli, Kula , Gördes, Eşme , Sandıklı, Manisa... Edremit'te ''Yanık Değirmen'' mahallesindeyim, elimde topacımla. Eşme'de Basmane'den kalkan, Afyon yönüne giden posta trenini bekliyorum... O yazlık sinemalar, Cumhuriyet baloları; şehir ve tüccar kulüplerinin kapısında babamı eve götürmek için bekleyişim... *** Nihat Durak' ın bir ailede üç kuşak boyunca yaşanan aşkları anlatan ''İlk Aşk'' filmini seyrettikten sonra oturup soluklandım bir süre... İstanbul'da denize yakın bir yerde çocukluk, gençlik, orta yaşlılık anılarımı yaşadım kahvemi yudumlarken... Masamda bir fincan kahve, bir kadeh de kırmızı şarap vardı... Çetin Tekindor, Vahide Gördüm, Dolunay Soysert, Tarık Papuççuoğlu, Erol Günaydın, Ayşen Gruda, Halit Ergenç' in olağanüstü oyunculukları ''İlk Aşk'' a damgasını vurmuştu... O yitip giden aşklar, sevgililer, sevinçler ve güzellikler... Yumuşacık bir film ''İlk Aşk'' bence... Mavid... Devamı

21 11 2006

merhaba / yorumLUyorum / kemal inal

merhabaBundan böyle pazartesi günleri siz Evrensel okuyucularına bu başlık altında eğitim sorunları üzerine yazmaya çalışacağım. Bedensel, estetik ve zihinsel eğitimin üretim kavramı içinde nasıl ele alındığı ve bu anlayışın günümüzün pedagojik sorunları açısından nasıl işe yarayacağı problemi, bu sütunun temel derdi olacak. Elbette sadece kuramsal ve tarihsel değil, günlük eğitsel sorunlar üzerine de birlikte düşünmeye çağıracağım sizleri. Kuşkusuz politeknik eğitim gibi bir çerçevede yazmak zor. Bunun pek çok nedeni var. Birincisi, artık kimse bu eğitim akımından bahsetmiyor. Neredeyse unutuldu gibi bu sosyalist pedagojik akım. Çünkü insanların ortak derdi artık “çok yönlü insan” değil, “aşırı uzmanlaşmış birey”. Her insan kendine bir uzmanlık alanı seçip başka alanlarda at oynatmayı, hem riskli hem de fuzuli sayıyor. İkincisi, geçmişte üretilmiş bir akım, kavram ya da anlayışı günümüz sorunları açısından düşünmek kolay olmasa gerek. Üçüncüsü, bugün tüm dünyada neoliberal eğitim paradigması, eğitimin piyasada alınıp satılması gereken bir meta olduğu anlayışını yerleştirmiş durumda; yani, eğitimin bir meta değil ama parasız, kitlesel ve demokratik bir sosyal hak olduğunu iddia edenler, en hafif tabirle, dinozor olmakla aşağılanıyor. Müfredat, ders kitapları, MEB, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, öğretmen ve öğrenci sorunları, eğitimde ölçme ve değerlendirme, sınav ve eleme sistemi, resmi ideolojinin eğitim anlayışı, milliyetçi pedagoji, alternatif eğitim akımları, demokratik eğitim uygulamaları... Bu tür konuları olabildiğince politeknik eğitim açısından eleştiriye tabi tutacak ve önerilerde bulunacağım. Yani, eleştirmek yetmez, yolu aydınlatacak meşale niteliğinde fikirler de lazım. Kıyıda-köşede kalmış gibi görünen ve fakat eğitimcilerin, öğrenci ve velilerin pek fark etmedikleri ya da düz mantıkla ele aldıkları konulara değişik bakış açıları önermeye çalışacağım. Bu sütunda bir nokta hep sabit kalacak: O da eğitim ile üretim/eylem ve... Devamı