26 01 2007

"hamamda mey" /yorumLUyorum/Ressam İsmet XBilen

Hamamda Mey Ressam İsmet XBilen, 28. kişisel sergisini "Hamamda Mey" adıyla Eminönü'ndeki Cağaloğlu Hamamı'nda açıyor. XBilen'in yarın saat 18.00'de açılacak sergisi, 27 Mart tarihine dek izlenebilecek. Sanatçının sergisine ilişkin ayrıntılı bilgi almak isteyenlerin 0212 522 24 24 numaralı telefona başvurabilecekleri belirtildi. Ressam Bilen, İstanbul'un tarihi ve turistik bölgelerindeki duvarlara yaptığı resimlerle de tanınıyor.26.01.'07. cumhuriyet Devamı

26 01 2007

"bugün yağmur, pazar kar geliyor "/yorumLUyorum/sıcaklık 10 dere

SICAKLIK 10 DERECEYE DÜŞECEK Bugün yağmur, pazar kar geliyor İstanbul'da 2 gündür etkili olan lodos bugün etkisini yitirecek ve yerini yağışlı havaya bırakacak. Cumartesi de etkili olması beklenen yağmurun, pazar sabahı sıcaklığın 10 derece kadar düşmesi ile hafif bir kar yağışına dönüşebileceği tahmin ediliyor. İstanbul Meteoroloji Bölge Müdürü Mustafa Yıldırım, bugün ve yarın kentte yağış beklediklerini belirterek "Cumartesi akşamı lodos, yıldız ve karayele dönecek. Kuvvetli fırtına bekliyoruz. Sıcaklıklar iki gün boyunca 14-16 derece civarında hissedilecek" dedi. Pazar günü sıcaklığın 10 derece kadar düşeceğini tahmin ettiklerini söyleyen Yıldırım, sıcaklığın öğlen 5, akşam saatlerinde ise 1 derece civarında olacağını kaydetti. Pazar günü sabah kar yağışı olabileceğini ifade eden Yıldırım, pazar gecesi için don ve buzlanma uyarısı yaptı. SEFERLER İPTAL İstanbul Deniz Otobüsleri AŞ'den (İDO) yapılan açıklamada, önceki gece saatlerinden itibaren etkisini artıran şiddetli lodos yüzünden dün şehir içi tüm deniz otobüsü seferlerinin ve saat 09.30'da yapılacak Yenikapı-Yalova seferinin iptal edildiği kaydedildi. 26.01.'07. cumhuriyet Devamı

25 01 2007

"İsmail Cem yaşamını yitirdi" /yorumLUyorum/

yarın uğurlanıyor İsmail Cem yaşamını yitirdi Eski Dışişleri Bakanı, TRT Genel Müdürü, yazar ve gazeteci İsmail Cem, akciğer enfeksiyonu nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Cem, yarın Teşvikiye Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Cem'in kızı İpek Cem Taha, "Son ana kadar yazmayı sürdürdü, öldüğünde elinde hâlâ mürekkep izleri vardı" dedi. Eski TRT Genel Müdürü, Dışişleri Bakanı, yazar ve fotoğrafçı İsmail Cem 'i yitirdik Elinde mürekkep izi vardı Akciğer kanseri teşhisiyle tedavi gören İsmail Cem (67) dün sabah 09.50'de yaşamını yitirdi. Cem, yarın Teşvikiye Camisi'nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. İstanbul Haber Servisi - Eski Dışişleri Bakanı, siyasetçi İsmail Cem (67), tedavi gördüğü İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. 2004 yılı Mayıs ayından bu yana akciğer kanseri teşhisiyle tedavi gören Cem, bilincini yitirene dek dünya ve Türkiye gündemindeki olayları takip etti, tarihe notlar düştü... İsmail Cem, tedavinin bağışıklık sistemini zayıflatması sonucu, yakalandığı akciğer enfeksiyonu nedeniyle 26 Aralık'ta hastaneye yatırıldı. Bilincinin önceki geceden itibaren yavaş yavaş kapanmasının ardından, dün sabah 09.50 sıralarında hayata veda eden İsmail Cem, Teşvikiye Camisi'nde yarın kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. İsmail Cem'in yaklaşık bir yıldır doktorluğunu yapan onkoloji uzmanı Dr. Sualp Tansan, Cem'in son derece rahat ve huzurlu şekilde yaşamını yitirdiğini söyledi. Tansan, düzenlediği basın toplantısında, Cem'in hastalığı başta oldukça ileri ve kötü durumdayken kullanılan tedavilerle iyi sonuçlar aldıklarını ve Cem'in de hastalığıyla çok dirayetli bir şekilde savaşım verdiğini söyledi. Tansan, "İsmail Cem'i, son 1 ay içinde hastalığının ilerlemesi nedeniyle kaybettik. Bu hastalık için gayet kaliteli ve i... Devamı

24 01 2007

"Cinsel ilişkiden korkmak yerine korunmalı cinsel ilişki alışkan

Güvenliğin adı erteleme **RİSKLİ CİNSEL DAVRANIŞLAR * Sık cinsel eş değiştirmek, * Cinsel eşin birden fazla cinsel eşinin olması, * Son bir yıl içinde geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, * Seks işçileri ile, onların müşterileri ile ya da kimlerle ilişkisi olduğu bilinmeyenlerle cinsel ilişkide bulunma, * Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtisi olanlarla cinsel ilişkiyi sürdürmek, * Vajinayı kurutucu maddeler kullanmak. İstanbul Haber Servisi - Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) tahminlerine göre her yıl 340 milyon kişi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanıyor. Cinsel yolla bulaşan hastalık sebebi yaklaşık 30 mikrop bulunuyor. Korunmasız cinsel ilişki sonucu cinsel temas yoluyla bulaşan bu hastalıklar ve istenmeyen gebelikler ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Cinsel ilişkiyi güvenli hale getirmenin mümkün olduğunu belirten uzmanlar, tek eşli cinselliği, eğer bu mümkün değilse, kondom kullanmanın gerekli olduğunu vurguluyorlar. Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD), Avrupa Birliği'nce finanse edilen, Sağlık Bakanlığı Türkiye Üreme Sağlığı Programı kapsamında desteklenen "Yaşam Boyu Cinsel Sağlık Sizin de Hakkınız" projesinin dördüncü dosyasını "Güvenli Cinsellik" konusunda hazırladı. İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Özgülnar ile Yıldız Teknik Üniversitesi Sağlık Merkezi Başhekim Yardımcısı Dr. Haluk Pektaş tarafından hazırlanan dosya Swiss Otel'de yapılan toplantıda açıklandı. YAŞ KÜÇÜLDÜ... "Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanmamak veya yakalanma risklerini azaltmak, planlanmamış bir zamanda gebe kalmayı engellemek için yapılabileceklerin" güvenli cinsel davranış biçimleri olarak tanımlandığı dosyada, güvenli cinsel davranışların başında cinsel ilişkiden kaçınma ya da cinsel ilişkiyi ertelemenin geldiği vurgulandı. Özellikle cinsel ilişkiye başlama yaşının küçüldüğü, genç yaşta gebelik, gebelik sonlandırma ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonl... Devamı

19 01 2007

" hastane enfeksiyonları " /blogumuz/ dr. zeki gül

UZUN MESAFE Hastane enfeksiyonları Dr. Zeki Gül- Başka bir tanıyla hastaneye yatırılan bir hastada sonrasında bulaş yoluyla oluşan mikrobik hastalıklardır hastane enfeksiyonları. Kamuoyunda özellikle çocuk hastaların izlendiği yoğun bakım ünitelerindeki bebek ölümleriyle gündeme gelmekle birlikte yatan hastaların yüzde 10'da görülüyor. Hastanın sağlığını ya da yaşamını yitirebilmesi yanı sıra hastanede kalış süresini uzatarak maddi kayıplara da neden oluyor. Hastanede kapılan mikroplar doğası gereği mevcut ilaçlara karşı direnç geliştirmiş ve tedaviye inatçı etkenler olduğundan birçok antibiyotik etkisiz kalmakta; daha yeni kuşak ve pahalı tedavileri gerekli kılmaktadır. Bu enfeksiyonların gelişiminde hastaya ait tıbbi özellikler kadar temizlik de önem taşıyor. Özellikle el yıkama kritik. Dünyada her yıl milyar dolarlar gelişen hastane enfeksiyonlarının tedavisi için heba olurken aslında önlemenin maliyeti çok düşük. Onca eğitime karşın bırakalım hijyeni dünyada olduğu gibi ülkemizde de annelerimizin temizlik anlayışına ulaşamıyoruz. Diyelim ki yere kan dökülmüş olsun. Artık özelleştirilmiş ve hiçbir eğitimden geçirilmeden işe alınmış taşeron firmanın sık değiştirilen temizlik elemanı yere dökülen belki de AİDS'li bir hastaya ait kanı nasıl temizler? Tabii ki paspasla diyeceksiniz. Evet ama o paspasla ciddi bulaştırıcı potansiyeli olan mikrop tüm koridora yayılmayacak mı? Yıllar önce yoğun bakımlarda hastadan hastaya muayeneye geçerken el yıkama alışkanlıklarını karşılaştıran bir yayın okumuştum. Görevli olmayanların girişlerinin yasak olduğu birimde tıp öğrencilerinin uzman hekimlerden onların ise öğretim üyelerinden daha sık ellerini yıkadıklarını öğrendiğimde ilk anda şaşırmıştım. Sonrasında aklıma çocukluğumun hiçbir okul eğitimi olmayan Ayşe halasının bir cümlesi gelivermişti: ''Temiz ama pak değildi, yemeğini yemedim''. O an işte hastane enfeksiyonlarını önlemeye yetecek cümle diye düşünmüştüm. Yayındaki hekimlerin elleri ''temi... Devamı

19 01 2007

" aydınlara çağrı " /blogumuz/ a. cihan soylu

MERCEK Aydınlara çağrı A. Cihan SoyluTürkiye aydınları, son birkaç yıldır dile getirdikleri “barış” çağrılarını, daha geniş katılımlı ve iki gün süren “konferans” ile daha ileri bir “hat”ta çekerlerken tüm milliyetlerden Türkiye işçi ve emekçilerinin en ileri kesimlerinin, “Kürt sorununun demokratik çözümü için ‘ateşkes’in ‘iki taraflı’ ve kalıcı hale getirilmesi” talepleriyle birleşme yönünde bir adım daha atmış oldular. Türkiye’nin Türk, Kürt ve öteki “etnik köken”den aydınlarının, toplumun ilerici ve aydınlatıcı aklı işlevine uygun olarak geliştirdikleri tutum, 15 Ocak tarihli makalesinde gazetemizin genel yayın yönetmeni İ. Çaralan’ın işaret ettiği gibi eğer ezilenlerin en geniş kitleleri içinde örgütlü bir gücün tutumu olarak şekillenebilirse, ülke ve bölgenin ateş hattına daha fazla çekildiği bir dönemde, ‘ateşe körükle gidenler’e karşı bir barikata dönüşebilir. “Barış” talebinin, ezen ve ezilenlerin ilişkileri çerçevesinde ve işçi sınıfı ile tüm emekçilerin hak, talep ve hedefleri bağlantısı içinde nasıl ele alınması gerektiği üzerine sürdürülebilir tartışmayı bir yana bırakalım. “Barış”, “barışçıl çözüm”, “kalıcı ve iki taraflı ateşkes” talebi, bugün ülkemiz ezilenlerinin kendi çıkar ve kurtuluşlarının bilincindeki kesimleri başta olmak üzere hayli geniş kesimleri tarafından benimsenmekte ve gündemde tutulmaktadır. Yüzlerce aydın ve bilim insanı, sanatçı, politikacı ve kitle örgütü temsilcisinin “Kürt sorununun çözümü”yle ülkemizde demokratik siyasal sistem inşası ve emperyalistlerin ülkemiz ve bölge ülkelerine yönelik hesapları arasında kurdukları akılcı bağ üzerinden geliştirmeye çalıştıkları tutum, bu bakımdan ilgi çekici ve destek bulucudur. İlerici aydınlarımız ve bilim insanlarımız, bu tutumlarını ve girişimlerini anti emperyalist, yurtsever ve demokratik siyasal-ulusal hak eşitliği çizg... Devamı

02 01 2007

" Yarat Ey Sanatçı" /yorumLUyorum/ adnan binyazar

Yarat Ey Sanatçı Ahmet Cemal 'in Goethe 'den çevirdiği şiirlerden oluşturduğu seçkisi bu adı taşıyor. Bu seslenişin geçtiği ikiliğin ilk dizesi şöyle: "Yarat, ey sanatçı! Konuşma!" Seçki, İş Bankası Kültür Yayınları "Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi" nden çıktı. Goethe'nin evrensel aydınlanmacılığını kavramak, Ahmet Cemal'in çeviri dünyasına girmek için kitaptaki "Çeviriler Üzerine Birkaç Kişisel Not" başlıklı önsözü okumak gerekiyor. Cemal, önsözünde, çeviri uğraşını hayatıyla nasıl bütünleştirdiğini, çevirinin Türk aydınlanmasındaki önemini anlatıyor: "Hasan Âli Yücel ile başlayan, Köy Enstitüleri, Halkevleri, Tercüme Bürosu ve Tercüme Mecmuası gibi, her toplumun ancak yüz akı sayılabilecek temel taşları üzerinde yükselen Türk Aydınlanması döneminin, başta Sabahattin Eyuboğlu , Azra Erhat , Vedat Günyol , Orhan Burian gibi adlar olmak üzere, hemen tüm mimarlarının Goethe'ye yoğun ilgi duymuş olmalarının önemli nedenlerinden biri de, onun bu evrensellik niteliğidir. Tercüme Mecmuası'nca, o zamanın bugüne göre çok kısıtlı olanakları içersinde yayımlanan 'Goethe Özel Sayısı' düzeyinde bir girişime, Türk Aydınlanması'nın yarıda bıraktırılışından günümüze uzanan çorak süreç boyunca bir eşine daha rastlayabilmek, olanaksızdır." Çorak süreç... 1940'ların Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel , Milli Eğitim Bakanlığı klasiklerini insan varlığının en somut ifadesi diye niteleyip sanat eserlerini hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş aşaması sayıyor, bugünkü ise, evrim yasasına karşı çıkmak bir yana, aptes suyunun kişiyi sağlıklı kılacağını söylüyor. Toprağın çoraklığına ağaç, beynin çoraklığına kitap... Oysa okul kitaplıkları nerdeyse tarihe karıştı. Kent kitaplıklarına ya iktidarların kayırmalı kitapları gönderiliyor, ya da bağışlardan yardım umuluyor. Sonra da okullarda şiddetin yayılmasından, uyuşturucu salgınından y... Devamı

02 01 2007

" Bu Çığlığı Duyun..." /yorumLUyorum/ hikmet çetinkaya

Bu Çığlığı Duyun... Bilmem 25 bin kişinin çığlığını duyuyor musunuz? Kimdir bu 25 bin genç insan? Bir mektup... Birlikte okuyalım: "Beden öğretmenleri atama bekliyor. Sayıları on binleri bulan öğretmenlerin atamalarının yapılmayışı birçok eğitim sevdalısını isyan ettiriyor. 25 bin beden öğretmeni adayı, kadro açılmadığı için mağdur. Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda yeterli puan almalarına rağmen 25 bin öğretmenden yalnızca 500 'ü atanıyor. Atamaların azlığından yakınan öğretmenler, Türkiye 'nin beden eğitimi öğretmeni eksiğinin 3. sırada olduğunu belirtiyorlar. Avrupa'da beden eğitiminin ana sınıfından başladığına vurgu yapan öğretmenler, Türkiye'de bu dersin yeterince önemsenmediğini düşünüyorlar. Yıllarca birçok sınavdan geçirildiklerini belirten öğretmenler, bu seneki bütçe taslağında MEB 'in büyük bir pay aldığını, bunun öğretmen atamalarına nasıl yansıyacağını merak ettiklerini ve her yıl mezun olan binlerce öğretmenin kaderinin ne olacağını soruyor." ***** Bir mektup daha: "Biz 25 bin beden eğitimi öğretmen adayı olarak çok mağdur durumdayız. Çoğumuz psikolojik tedavi alıyoruz. Atanamıyoruz ve hâlâ ailelerimizin eline bakıyoruz. Geçen atama döneminde, sadece 292 kişi atandı. Oysa ihtiyaç 11 bin. Aradaki farkı söylememize gerek yok sanırım. Atama yapılmayan yerlerde beden eğitimi derslerine kimler giriyor? Tabii ki branşı olmayan öğretmenler. Beden eğitimi ders saatleri 40 dakikaya düşürüldü. Böyle önemli bir dersin 40 dakikaya düşürülmesi ne kadar vahim! Öğrenci hangi derste sosyalleşecek, hangi derste deşarj olacak, hangi derste nasıl davranmasını ve grupla nasıl hareket etmesini öğrenecek? Okullarda şiddet neden artıyor? İşte bu yüzden. Dersten ve evden bunalan öğrenciler sosyalleşemiyor. Toplumla birlikte hareket edemiyor. Okulda deşarj olmalarını sağlayacak tek ders, beden eğitimi dersidir. Bu yüzden ders saatlerinin azaltılması değil, artırılması gerekiyor a... Devamı

02 01 2007

" eski yılla vedalaştın mı?" "! /yorumLUyorum/ karikatür

kamil masaracı. çizgilik. 02.01.'07. cumhuriyet Devamı

02 01 2007

" 40 bin yeni öğretmen /yorumLUyorum/ 2007'de atanacaklar

2007'de atanacaklar 40 bin yeni öğretmen Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 2007 yılı içinde iki ayrı dönemde 40 bin yeni öğretmen atamasının yapılacağını söyledi. Van'da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, yeni Bütçe Yasası gereği, 2006 yılında emekliye ayrılan öğretmen sayısının yarısı kadarını hiç izin almadan atayacaklarını belirtti. Bakan Çelik, şubat ve ağustos ayları olmak üzere iki ayrı dönemde, 40 bin öğretmen alımını hedeflediklerini söyledi. Milli Eğitim Bakanı Çelik, atama döneminde başvuru yapan sözleşmeli öğretmenlerin de puanları tutması halinde kadroya alınacağını ifade etti. VAN (Cumhuriyet) Devamı

01 01 2007

" hoş geldin 2007... " /yorumLUyorum/ erdal atabek

hoş geldin 2007... Bugün 1 Ocak 2007. Yeni yılın ilk günü. Kurban Bayramı'nın da ikinci günü. İki ayrı dinden kaynaklanan kutsal günler. Hıristiyan geleneğinin yeni yılın başlangıcını kutsal sayan anlayışı ile, İslam dininin kutsal bayramı iç içe girmiş. Bu iki kutsal günü birbirinin içinde kutlayabilen anlayış, laik yaşam eksenidir. Sadece 'laik yaşam ekseni' , kurban bayramını 'dayanışma günleri' , yılbaşını da 'yeni bir yılın umutlu başlangıcı' olarak kutlayabilir. İşte, insan uygarlığının kilometre taşlarından birisi olan 'laik yaşam ekseni' ni anlamak için eşsiz bir fırsatı bu yıl yaşıyoruz. Dinlerin temel amaçlarından birisi sayılan 'barış içinde bir arada yaşamak' için, laik yaşam ekseninde yaşamak gerekiyor. Günümüz dünyasına baktığımız zaman din ayrılıklarının, mezhep ayrılıklarının ya da dinsel görüş ayrılıklarının nasıl bir fanatizme dönüştüğünü görüyoruz. Amerika, 11 Eylül'den sonra açıkça Müslümanlara karşı kuşku ve tepki içine girmiş görünüyor. Geçmişte yaşanmayan çatışmalar, Danimarka'da çıkan 'İslam peygamberi karikatürleri' ya da dinsel sembollerle ilgili yorumlar nedeniyle ortaya çıkıyor. Amerikan Başkanı Bush , kendisinin dünyayı yola getirmek için Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanıyor ve evangelist inancı nedeniyle Amerikan okullarında Darwin kuramı yerine ya da hiç değilse onunla birlikte 'yaradılış kuramı' nın öğretilmesini istiyor. Kendi ülkemizde okullarda verilen din dersleri, cami uygulamalı biçime sokulmaya çalışılıyor, evrim kuramı yerine gene Amerika'da olduğu gibi yaradılış kuramı yerleştirilmek isteniyor, İmam-hatip lisesini bitirenlerin üniversitenin her dalına girmesinin yolları zorlanıyor. Siyasal iktidar her yere cami yapılmasını stratejik bir yerleşme programı olarak dayatıyor, dine dayalı sermayenin her alanda etkinleşmesi için çalışıyor. Dinler, çıkış amaçlarının tam tersine çatışmaları... Devamı

01 01 2007

" osmanlı ozanı nigar hanım "! /yorumLUyorum/ tarihte bugün

mümtaz arıkan. tarihte bugün. 01.01.'07. cumhuriyettıklanigar hanım hakkında yazılanlar           Bir Daha Söyle             Yegane sevdiğin alemde ben miyim simdi?           Sahih ben miyim artık muhatab-ı askın?           Butun o hiss-i amik-i fuad-ı pür sevkin           O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi           Benim mi şahsıma mahsur?. Bir daha söyle           O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gamın           Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle;           Tahassüsatını, efkarını bütün söyle.           Getir su kalbime dök varsa sevdiğim, elemin           Eden nedir seni rencud?.. Bir daha söyle.         ***             Biricik sevdiğin dünyada ben miyim simdi?           Gerçekten ben miyim artık aşkının muhatabı?           Butun o istek dolu yüreğinin derin duyguları           O ezeli düşkünlük, o sonsuz ilgiler           Benim mi şahsıma mahsus?.. Bir daha söyle,           O hüzünlü akla gelişlerin, o üzüntülerinin belli olmasının           Gerçekten esinleyeni (kadın) hep ben miyim, bugün söyle:           Duygula... Devamı

01 01 2007

yeni yıl /yorumLUyorum/ "takvim yaprakları"

Yeni Yıl takvim yapraklarını okur musunuz? Seçilmiş güzel sözleri, kırlangıç fırtınasını, kocakarı soğuğunu, yoğurtlu karnıbahar salatasını ya da su muhallebisini, Atatürk 'ün Ankara'ya gelişini, Bursa'nın kurtuluşunu, günlerin uzamasını, gecelerin kısalmasını, cemreleri, bin bir çocuk adını, unutulmaması gereken iyi insanların toprağa karışışlarını, güneşin aslan burcuna girmesini, ay tutulmasını, okulların açılmasını, hasat zamanını, şubatın arpasını, martın sıpasını... Okurken hayatımızı şiirlerle, manilerle; doğumlarla, ölümlerle; coşkularla, hüzünlerle, takvim yaprağından bir koca sayfa daha düşürüverdik. Hepimizin ocağı yansın, bacası tütsün. Günlerimiz aydın, geri kalan yıllarımız kutlu da olsun, mutlu da... ışık kansu. Ankara kulisi. 01.01.'07. cumhuriyet Devamı

01 01 2007

"İnsanlığın ilk yerleşik düzene geçtiği yer " /yorumLUyorum/ çay

İnsanlığın ilk yerleşik düzene geçtiği yer 9 bin 500 yıl önce insanoğlunun yerleşime geçerek, üretim yaptığı ilk yer olan Çayönü, görevli bekçi Mehmet Kaya'nın 5 yıl önce emekli olması nedeniyle korumasız kaldı. Diyarbakır'ın Ergani ilçesinin güneybatısında bulunan ve ''1. Derecede Arkelojik ve Doğal Sit Alanı'' olan Çayönü, MÖ 7500 yıllarında neolotik devirde insanların avcılıktan yerleşik düzene geçtiği yer olarak kabul ediliyor. Vatandaşlar, bekçi olmadığı için bazı çobanların hayvanlarını tarihi alanda otlattığına tanık olduklarını bildirirken, Diyarbakır Müze Müdür Vekili Arkeolog Şeref Yumruk, ödenek yokluğu nedeniyle bekçi görevlendirilemediğini söyledi. Öte yandan Çayönü'nün hemen yakınındaki Hilar mağaralarında ise kurtarma kazılarına başlandı.diyarbakır (AA). 01.01.'07. cumhuriyet Devamı