27 10 2007

'ben dedim'

bin yılların bilgeliği sözler Devamı

26 10 2007

dost bloklar

bloklar/siteler: http://guncelik.blogcu.com/ http://okulagel.blogcu.com/ http://blogumuz.blogcu.com/ http://sanabana.blogcu.com/ http://yorumluyorum.blogcu.com/ http://seldahir.blogcu.com/ http://mufettiseyardim.blogcu.com/ http://denetciyeyardim.blogcu.com/ http://emeginekini.blogcu.com/ http://sanayaziyorum.blogcu.com/ http://birdemetsiir.blogcu.com/ http://ilginclinkler.blogcu.com/ http://egitimgunlukleri.blogcu.com/ http://gulumsuyorum.blogcu.com/ http://fotografliyorum.blogcu.com/ http://ogretmencelik.azbuz.com/ http://fahirmcelik.sitemynet.com/... Devamı

12 10 2007

sevgili.../şiir/ö hayyam

sevgili! bir başka güzelsin   sevgili! bir başka güzelsin bugün, ay gibisin! pırıl pırıl gülüşün, güzeller yalnız bayram günleri süslenir, seninse bayramları süsler gül yüzün.   ömer hayyam Devamı

11 10 2007

bayramınız şiirli olsun

gitme baba bozdurduğum sevinçleri çoktan harcadımdağıtıp geçtim arka sokaklardageceyle söyleştim zencileşti terimdizinin dibinden kalkan gemilerimvuruldu menzilinde adım adımşaşırdım kan sağanağı sorularda gitme babasensizsem bir istasyonda gezinirimvagonlar bekar odaları gibi sürüklenirizin ver kalayım üç numara tıraşımladüşlerim rengarenk olmayabilirbil ki hâlâ reşit değilim acılaraakşamı geciktiren oyunlar bul bana gitme babadilersen bir kenti birlikte yürüyelimderbeder gençliğimizle çıkalım yolakuyruğunu uzun tut uçurtmalarınkaranfil zamanı ilişsin yakamızagünleri çocuk sesleriyle bezeyelimduruşun yakışmıyor bayram sabahına gitme babayağmurum kirlendi güneşim dardaartık kırabilirim içimin camlarınıbir isyan günlüğüyle yaklaşıp hayataçığlık çığlığa çökse de merdivenlerimsoyunup etimden derviş sabrınıörterim incinmiş yorgunluğuna gidersen baba ahmet günbaş Devamı

06 10 2007

"eğitimci yoksul"

Eğitimci yoksulluk sınırında Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü, öğretmenlerin yoksulluk sınırında karşıladığına dikkat çekerek "Öğretmenler, geçimini sağlamak için daha fazla yıpranmaktadır. Türkiye'deki öğretmenlerin sosyo-ekonomik koşulları yıllar geçtikçe daha da kötüleşmektedir " dedi. Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı da öğretmenlerin hak ettikleri ilgi, saygı, ücret, sağlık güvencesi ve sosyal haklarının tam olarak sağlanması gerektiğini ifade etti. Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer , 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, Türkiye'deki öğretmenlerin 5 Ekim'i her geçen gün biraz daha zorlaşan ekonomik, demokratik ve mesleki sorunlarla karşıladığını ifade etti. Dinçer, eğitim emekçilerinin özlük hakları ile sosyal haklarını kullanma konusunda da büyük sıkıntılar yaşadığını vurguladı. OECD tarafından yayımlanan " Bir Bakışta Eğitim 2007 Yılı Raporu ''na ilişkin bilgiler veren Dinçer, " Öğretmenlerin çalışma saatlerinin fazlalığı açısından Türkiye, OECD ülkeleri arasında Macaristan'dan sonra geliyor. Türkiye'de bir öğretmenin yılda toplam 1808 saat çalışırken OECD ortalaması ise 1688 saat. Ancak öğretmenlerimiz her yıl OECD ortalamasından 120 saat fazla çalışmasına karşın daha düşük ücret alıyorlar " ifadesini kullandı. Dinçer, "Kamu emekçilerinin grevli toplusözleşmeli sendikal haklarına şerh koyan AKP politikalarını kınıyoruz. '' Erdal Atıcı da yaptığı yazılı açıklamada, eğitim alanında yayımlanan ulusal ve uluslararası raporların Türkiye'nin eğitim alanında çok geride olduğunu gösterdiğini ifade etti. Eğitim-Sen Adana Şube Başkanı Güven Boğa da Danıştay kararıyla iptal edilen yönetici atamalarının Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) yayımladığı genelgeyle uygulanamadığını söyledi. Boğa, "MEB, hile yapıyor" dedi. İSTANBUL/ADANA (Cumhuriyet). 06.10. '07... Devamı

04 10 2007

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü Kutlu Olsun

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü Kutlu Olsun Dünya ve Türkiye'de eğitim emekçileri 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü kutlamaya hazırlanıyor. Öğretmenlik mesleği açısından uluslararası genel kabullerin simgesi sayılan 5 Ekim'i Türkiye'deki öğretmenler, her gün biraz daha zorlaşan ekonomik, demokratik ve mesleki sorunlarla karşılıyor. Ülkemizde eğitim sisteminin en önemli unsurlarından birisi olan öğretmenlerin 5 Ekim'i, diğer ülkelerdeki meslektaşlarına kıyasla daha mutsuz karşıladığı açıktır. Türkiye'deki öğretmenler toplumsal statüleri, eğitimin niteliği, ekonomik, sosyal ve özlük haklar konusunda oldukça geri durumdadır. Öğretmenlik mesleği ve mesleki idealleri özellikle son yıllarda hızla yozlaştırılmıştır. Öğretmenlik mesleğinde yaşanan nitelik kaybının artmasında ülkeyi yönetenlerin, eğitim politikalarına yön verenlerin payı yüksektir. Dolayısıyla bugün eğitim sisteminin sorunlarla boğuşmasının sorumlusu aranacaksa, esas sorumlular öğretmenlerimiz değil, siyasi iktidarlar ve onların sözünden çıkmayan yöneticilerdir. Kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması için, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla yapılandırılması ve tüm eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Nitelikli eğitim için nitelikli öğretmenin olması gerektiği gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme konusundan başlayarak, eğitim süreci içerisinde öğretmenin yaşadığı bütün sorunların acil olarak giderilmesi gerekmektedir. Eğitim sisteminde yaşanan bütün sorunların ancak örgütlü mücadele perspektifiyle hareket edilirse çözülebileceğine olan inancımızla, tüm öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü kutluyoruz.  EĞİTİM SEN MERKEZ YÖNETİM KURULU  ... Devamı

28 09 2007

Ses Bayrağı

Ses Bayrağımızı Gençlik Taşıyor... Dil Devrimi'nin 75. yıldönümü haberi, çarşamba günkü hemen bütün gazetelerdeydi. Dilimizle ilgili yıldönümlerini, bizler, bir dil bayramı olarak kutlarız. Bu bayram, bir güne sığamayacağından "ses bayramımız" ı kutlamanın sevincini bir süre tadacağız. Öyle de olmalı! Çünkü, büyük bir olaydır dil devrimimiz. * Önce, dilin gücünü belirtmeli! Kutsal Kitap, "Başlangıçta kelam vardı" diye başlar. Dilin önemini göstermesi bakımından da almalı bunu. İnsan, alet yapan bir yaratık değil sadece, konuşan bir varlık da. İnsanın hayvanlıktan kopup insanlaşmasında, sonra da toplumun ve uygarlığın yaratılmasında, dilin rolü büyük. Dil, bir kültürün öğesi olduğu kadar, bütün bir kültürün de taşıyıcısıdır. Ve dil, bireyler arasında bir iletişim aracı; ama sıradan bir araç değil, toplumu etkiliyor, toplumdan etkileniyor. Bu süreçte dilin dev bir gücü var; dil üstünde de -bir yere kadar- gücümüz önemli. Alman şair ve yazarı Goethe 'nin, dil konu oldukta hep hatırlanan sözlerini de anımsatalım: "Dil, orman gibidir; ağaçlar çürür, orman kalır". Goethe'nin sözleri dilimiz için de geçerli. Daha öncelerden hatırlatmalar gerekir. * 19. yüzyılın ikinci yarısına değin iki dilimiz ve edebiyatımız olmuştur: "Yüksek zümre" dediğimiz egemen sınıfın dili ve edebiyatıyla halkın dili ve edebiyatı. Birincisi, "Osmanlıca" dediğimiz, Arapça ve Farsça ile Türkçeden oluşan, ama Arap ve Fars gramerinin kurallarına bağlı acayip bir dildir; halk ise, yüzyıllarca bu dilden uzakta kendi dilini konuşmuş ve duygularını dile getirmiştir onda. Batılılaşma ile dil sorunu da gündeme gelir. Aydınlanma çığırımızın öncüleri olan bütün Tanzimatçı yazarların, önde sorunlarından biri dildir; çünkü, bütün bu yazarlar, okurları ile ilişki kurma, kamuoyuyla bir diyalog yaratma çabasındadırlar. Çok şeyler yaparlar. Ne var ki, dil sorununu asıl çözen Milli Edebiyat akımıdır: O edebiyatın bayrağını açan Genç Kalemler dergisi (1911), yabancı dil kuralların... Devamı

26 09 2007

bilgisayar ve kadın

bilgisayar ve kadın 1. Müsabaka Kadın- Bilgisayar söyle bakalım saçlarımın yeni modelini nasıl buldun? Bilgisayar- Böyle çok güzel olmuşsunuz efendim... Kadın- Önceden güzel değildim yani? Bilgisayar- Hayır, önceden de güzeldiniz ama böyle çok güzel olmuşsunuz efendim... Kadın- Önceden bu kadar güzel değildim yani? Bilgisayar- Hayır efendim önceden de çok güzeldiniz... Kadın- Şimdi pek o kadar güzel olmamışım ama? (Bilgisayar çöker) 2. Müsabaka Kadın- Bilgisayar, erkek arkadaşımdan ayrılmak istiyorum ben... Bilgisayar- Pek mutlu değilsiniz zaten efendim, ayrılın bence... Kadın- Ama onu seviyorum... Bilgisayar- O zaman sorunlarınızı konuşarak çözmeyi denemelisiniz. Kadın- Sesini duymak istemiyorum o hayvanın! Bilgisayar- O zaman mail atın, görüşmeyeceğinizi söyleyin? Kadın- Hayır ondan ayrılamam... Bilgisayar- Kendinize biraz zaman tanıyın, duygularınız netleşsin. Kadın- Ne istediğimi biliyorum ben! Onunla asla olmaz! (Bilgisayar çöker) 3. Müsabaka Kadın- Bilgisayar, sen beni sevmiyorsun? (Bilgisayar çöker)   evrensel. 26/09/2007 Devamı

26 09 2007

"her 8 saatte"

İnsana eşit bilgisayar Bilgisayar teknolojisinin geldiği noktayı değerlendiren IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek, IBM'in 2011'de insan beynine eşit kapasitede bilgisayarlar üretir hale geleceğini söyledi. Projenin başladığını ve ilerlediğini belirten Yüksek, "2011'lere ulaşıldığında, her 8 saatte, o ana kadar dünya tarihinde üretilen bilgi kadar yeni bilgi üretilir hale gelecek" diye konuştu. İSTANBUL (ANKA)   cumhuriyet. 26.09.’07 Devamı

25 09 2007

Dil Devrimi/sevgi özel

Dil Devriminin 75. Yılında Türkçe ve Biz... Dil Devrimi yalnız Türkçenin değil, ulusun özgürleşmesini açan yoldur; bu yolu kimse kapatamamıştır. Bu devrimle kazandıklarımızı, devrim karşıtları bile kullanıyorsa, Türkçenin gücü, devrim karşıtı cüceleri her zaman daha da küçültecektir.   Atatürk , 12 Temmuz 1932'de bir dernek kurar. Bu dernek, Atatürk'ün 1931'de kurduğu Türk Tarih Kurumu'na kardeş olacak Türk Dil Kurumu'dur. Türk Dil Kurumu, Atatürk'ün öncülüğünde, 26 Eylül 1932'de ilk Türk Dili Kurultayı'nı yapar; çalışma kollarını, alanlarını saptar, ayrıca kurultay, her 26 Eylül'ün "Dil Bayramı" olarak kutlanmasına karar verir. Böylece Atatürk'ün öncülüğünde Harf Devrimi'yle başlayan dilde devrim süreci ivme kazanır. Harf Devrimi, Cumhuriyetin kuruluşundan beş yıl sonra 1928'de, Dil Devrimi bundan dört yıl sonra 1932'de yapılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan dokuz yıl sonra başlayan Dil Devrimi, bir bakıma yüzyıllarca yabancı dillerin sözcük ve kurallarının boyunduruğu altında tanınmaz duruma gelen Türkçe üzerindeki kalın örtüyü kaldırmıştır. Yüzyıllarca "kaba Türk'ün dili" sanılan Türkçenin, kendi olanaklarıyla bilim ve sanat dili olacağı kısa sürede anlaşılmıştır. Türkçenin öyküsünü belgeler, kaynaklar ve metinler eşliğinde incelediğimizde, ortaya yadsıyamayacağımız bir gerçek çıkmaktadır. Türkçe, tarihsel akışı içinde her dönem kolaycı aydınların "yabancıya, yabancı dile" hayranlığı yüzünden yara almıştır. Tıpkı bugün olduğu gibi. Yine Türkçenin tarihsel akışına baktığımızda Kaşgarlı Mahmut, Ali Şir Nevai ve Karamanoğlu Mehmet gibi Türkçeyi savunan aydın ve yöneticiler de çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde de bilinçli aydınların tartışma konularından ikisi yazı ve dildir. Yazarlara, gençlere "Türkçe yazın ve kalıcı olun" çağrısı yapan Ömer Seyfettin 'i, 2007'de ilköğretimde okutabiliyor, Türkçenin öyküsünü özellikle genç kuşaklardan saklıyor ve dil tartışmalarını ya... Devamı

22 09 2007

Edepli Düşman

İnsan düşmanından belli olur. Rahatsız olduğu insanları eleştirişinden, onları yerişinden. Düşman olmanın bir âdâbı vardır. Edebsiz düşmanlık ne bizi ne de düşmanımızı geliştirir. Edepli Düşman -Gerçekten kızmıyor musunuz? -Düşündürüyor, beni. Dostluğu öğrenemediğimizi, yaşamın sunduğu olanakları paylaşımımızda sorunlarımız olduğunu hep tartıştım, yazılarımda, derslerimde. Giderek anlıyorum ki düşmanlıkları yaşayışımızda da sorunlar var. -Düşmanlık, düşmanlıktır, Hocam. İnsan düşmanını yıkmak için ne gerekirse yapmaz mı? -Ne gerektiğini düşünüyorsun? -İzin verin açıklayayım: İnsan, diğer birçok canlı türünde olduğu gibi, bu gezegende varlığını sürdürebilmesi için çevresiyle, türdeşleriyle bir savaşım içinde bulunuyor. Yaşam sürüp giden bir savaş. Bu savaşta, türler arasında, aynı türün bireyleri arasında da dayanışmadan söz edebiliriz. Düşmanlık ve dostluğun sosyo-biyolojik kökenlerinden haberli olmak gerek. Bu anlamda, belli bir yorumla, düşmanlığın, kendi varlığımı ortadan kaldıran güçlere karşı savaşımda gerekli olduğunu söylüyorum. Bu türün bireyi olarak yaşadığımız sürece, düşmanlarımız hep olacaktır. "Ne gerekiyorsa" yapacağız onlara karşı, var olmak için. Hem birey olarak hem topluluklar, toplumlar olarak var olma savaşında düşmanlarımız olacak Onların varlığı bizi tehdit edecek. Bizi yaralayacaklar, örseleyecekler, öldürmek isteyecekler. Ölmedikçe savaşacağız. -İtirazım yok söylediklerine. Konuya nereden girdik? Benim hakkımda yazılıp, söylenenleri aktarmıştın bana. Özel bir sorundan çıkmıştık yola. İnternette bir yığın dedikodu siteleri var, "sözlükler" var, oralarda adları gizlenmiş bir yığın insan, akıllarına geldiği gibi, pek de sorumluluk gözetmeden, sözde tanıdıkları insanlar hakkında verip veriştirebiliyorlar. Kendimin dışında da tanıdığım felsefecileri, "felsefe bilmez" suçlamasıyla yerin dibine sokabiliyorlar. Benim hakkımda yazılanları aktardın bana, duydukça inanılmaz bir keyif aldım, bu denli yanlış anlaşılmak her kulun sahi... Devamı

22 09 2007

Dali ve Freud

Geçen asrın önemli sanatçısı, ressam, yazar ve film yapımcısı S. Dali Katalonya'nın küçük bir şehrinde noter oğlu olarak 1904'te dünyaya gelmiş ve bağırsak enfeksiyonundan ölen kardeşi nedeniyle ailesince şımartılmıştı. Dali onunla iki su damlası kadar benzer olduğunu söylerken, kendisi kardeşinin de değerini yüklendiğini, böylece çift kat değer taşıdığını söylemek isterdi.   Dali ve Freud Dali daha on yaşındayken Madrit Kraliyet Akademisi'nde resme başlamıştı, fakat iki kez akademiden atıldı. Çünkü hocalardan üstün bir sanat bilgisi olduğunu iddia ediyordu. Peki ama Salvador, "Neden burnu kaldırıyorsun, varsa eğer eşsiz bir kokun aşağıdan da duyulur" diyeceği geliyor insanın. Varsa üstünlüğün başkasının ağzından çıkmalıdır, kendi ağzına sokulmayacak kadar tehlikeli bir konudur çünkü o. 25 yaşında sürrealizmle tanıştı. Freud sayesinde insan ruhunun mantık dışı yönünü ve psikanalizi farketti. Dali'ye göre dünya görünüşte farklı, ama aslı aynıydı, anlamak için onu paranoid eleştirel bir tutum takınmalıydı. Sanırım Dali, eğer paranoyakların eşcinsel korku taşıdığını bilseydi, paranoya konusunda bu kadar açık konuşmazdı! Demek Dali'nin o yıllar kendi tembelse de, içindeki "id" çalışkandı! Dali, psikanalizle tanıştıktan sonra Freud'la karşılaşmak için yanıp tutuşuyordu, Viyana'ya üç sefer geldiyse de, bu sıradışı dehayla bir türlü tanışamadı. 1938'de Paris'te bir gazetede Freud'un sürgüne gönderildiğini okudu. Gazetedeki resimden Freud'un kafasının bir salyangoza benzediğini düşündü. Dali işte, yalnızken sanki ölüydü, virüs gibi ama canlıya dokunduğunda öldürücüydü. Freud'dan salyangoz düşünmesinden Dali'nin dünyaya sürreel bir bakış taşıdığını hissetmek mümkündür. Freud'la karşılaşmaya karar verir ve bir Yahudi sürgün olan Stefan Zweig'dan yardım ister. Aynen kıtaların yüzüp birbirleriyle çarpışması gibi bir zaman sonra Londra'da Freud'un evinde karşılaşırlar ve ayrı kıtalardan gelen h... Devamı

22 09 2007

Ahilleus’la Ayneyas karşılaşınca

Baştanrı Zeus, artık tanrısal Ahilleus’un savaşa katılmaya karar vermesi üzerine, her iki hasım orduyu karşılıklı kışkırtmak üzere Olimposlu tanrıların Troya’ya inmelerini istedi. Kendisinin Olimpos’ta kalacağını, savaşı seyrederek biraz gönlünü eğlendireceğini söyledi. “Çünkü savaşlar son bulursa tanrıların da saltanatı sona erer!” dedi. O yüzden onların istedikleri tarafta yer almalarını, savaşı sürekli kışkırtmalarını buyurdu. Bunun üzerine Troya Ovası’na inen ve iki hasım kümeye ayrılan tanrılar, tuttukları tarafın komutanlarını; Ahilleus’la Ayneyas’ı (Aineias) kışkırttıktan sonra serin, gölgelik yerlere oturup tetikledikleri savaşı izlemeye başladılar… Troya Ovası, tam takım giyinip ışıl ışıl yanan silahlarını kuşanmış erlerle dolup taşıyordu. Ortalık bir anababa günüydü! İki hasım ordunun komutanları; Ayneyas’la Yunanistanlı Ahilleus birbirlerini görünce, hemen erlerin arasından sıyrılıp yüz yüze geldiler. Ne var ki Ahilleus da, Ayneyas da hemen birbirleriyle vuruşmak için gönüllerinde yanan ateşin birden soğumaya başladığını hissetler. İkisi de analarının tanrıça, ama babalarının ölümlü birer insan olduğunu biliyordu… Ne var ki damarlarında insan kanı dolaşıyordu. O yüzden olacak, “Birbirimizi öldürmeden önce, birbirimize söyleyecek birşeylerimiz olmalı” diye düşündüler aynı anda… Gene o yüzden Ahilleus; “Neden gelip dikildin karşıma” diye söze başladı. “Yüreğin ne diye benimle vuruşmak istedi? Troyalılara kral olmak için mi? Sen beni öldürsen de kral Priyamos sana bırakmaz tahtını! Onun bir sürü oğlu var! Yahut da Troyalılar sana bağlar sürüler, tarlalar bağışlayacak mı sanıyorsun? Bunların hepsi de boş hayaller! Hani bir gün sığırlarını otlatıyordun da üstüne geldiğimde nasıl kaçmıştın benim kargımdan! Hem de ardına bile bakamadın! Kazdağı’nın eteklerinden aşağılara salmıştın kendini! Seni o gün Zeus korumuştu. Bana da Atena yardım etmişti. Ama bugü... Devamı

22 09 2007

Işık satıyordu

Sanki elinde ışıktan bir gül demeti, upuzun kurulmuş kitap standından gelip geçenlere ışıktan bir gül uzatıp veriyordu… Arı gibi, gelenlerle standın arkasındaki taşlara oturup uzun uzun söyleşiyordu.. Çocuklar en çok ilgi alanında, onlarla söyleşirken en çok kitap okumanın yararlarını anlatıyor, onların saçlarını okşuyor ve “şu kitapları mutlak okumalısınız” diyordu.. Yer Didim, mekan, bir kitap standı, bahse konu insan emekli edebiyat öğretmeni Hayri Kandemir. Yıllardır Didim’de yaşıyor. Yıllarca bir kitabevini işletmiş. O yıllar 12 Eylül’lü baskı yılları “devrimci müzik ve kitaplarla gençlerin uğrak yeri oldum, türlü baskılar gördüm yılmadım, parası olmayan gençlere, okurlara parasız kitaplar verdim, daima zararına çalıştım, emlakcılık yapsaydım defalarca köşeyi dönerdim“ diyor. “Bana Almancılar milyarlar teklif ettiler, bizim işimizin başında ol dediler, kabul etmedim. Hiçbir meslek kitaplar kadar yakın olmadı bana, onların verdiği hazzı hiçbir işten alamazdım. Sonra yavaş yavaş imza günleri düzenledim, kimleri getirmedim ki Didim’e: Muzaffer İzgü, Can Yücel, Necati Cumalı, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Doğan Cüceloğlu, Hidayet Karakuş, Ayşe Kulin, Buket Uzuner, Nalan Tuntaş, Rıza Zelyut, Cezmi Ersöz … İmkansızlılar içinde de olsa bu imkansızlıkları yaşarken maddi hiçbir desteğim olmasada burada bilinçli gençlerin coskusuyla hepsini konuk ettim”. Güzel anılarıda biriktirmiş sevgili Hayri Kandemir, duygulanarak anlatıyor “Can Baba konuğumdu bir seferinde, imzası ve etkinliği oldu, gece geç vakit kaldığı otele götürdük. Asansöre bindik, Can Baba asansörde sigara yaktı, genç bir kız “ama baba dedi asansörde sigara içmek yasak.” Can Baba dedi ki davudi sesiyle “Kızım ben yasakları delmeyi çok severim”… Yine bir imza gününde Muzaffer İzgü konuğum idi. Bir çocuk kitaplara baktı baktı ve babasına bir kitap alması için ısrar etti. Baba kararlı, çocuğun eli... Devamı

19 09 2007

"Havran'da Birkaç Saat..."/yorumLUyorum/oktay ekinci

Havran'da Birkaç Saat... Güney Marmara'yı Kuzey Ege'ye bağlayan Balıkesir-Edremit karayoluna "Havran Yolu" denir. Oysa Havran'a varıldığında Edremit artık 4 km'dir; hatta uzaktan denizi bile görebilirsiniz... Buna rağmen aynı yolun neden Edremit yerine Havran'la anıldığını merak eden olmuş mudur? Bu tür "Anadolu ipuçları" na ilgiliyseniz, merakınızı ancak "şehir merkezi" ne doğru saparak giderebilirsiniz. Çünkü karşınıza çıkacak "kent" dokusu, birbirinden zarif tarihi konaklarla bezenmiştir. Cadde ve sokaklardaki geleneksel çarşı ortamı, sizi "insancıl" Anadolu kimliğiyle tanıştırır. Koca ağaçların gölgesindeki serin kahveler, abartılmış kebaplar yerine "tencere yemekleri" yle lezzet sunan küçük lokantalar ve diğerleri... Denebilir ki Havran, birkaç km. sonra erişilecek kıyı kuşağındaki bağrış çağrış sözde tatil yaşamıyla da "inat" laşırcasına, çoğu kentimizde yıllardır unutulan "huzur" un ağır başlı kentidir. Kıyıdaki komşularını betonlaştıran rant yapılaşmasından uzak kaldığı için de "apartmanlaşma" ya hâlâ teslim olmuyor... 'Milletvekili' ve Fatma Hanım Geçenlerde Edremit'teki benzeri pek kalmayan eski bir taş evin "koruma" kararına tepkileri duymuştum. Üstelik eldeki son kültür varlıklarımızdan birinin daha yok edilerek "kültür yoksunu" apartmana dönüştürülmesi için "bakanlık" a başvuran da bir "milletvekili"ymiş. Milletin vekili bile "kimlik değerlerimiz" i savunmak yerine onlardan kurtulmanın öncülüğünü yaparsa, uygarlık bilincimizi nasıl geliştirebiliriz? Nitekim Havran'ın yeni kaymakamı Fatih Genel de kentin en etkileyici sivil yapılarından Hocazade Konağı 'nı böylesi duyarsızlıklara karşı korumak için kültür merkezi yapıyor. Konağın bilge gelini Fatma Özgönül Budaras 'ın, metruk binayı yaşatmaları için Kaymakamlığa vermesini gözleri dola dola anlatan Fatih Genel diyor ki: "Önce sağlık ocağı yapmamızı istedi; ama buradaki kültürel faaliyetlerin yararlarını söyleyince hemen imzasını attı..."... Devamı