13 02 2008

7. İzmir Öykü Günleri

KONAK BELEDİYESİ ŞUBAT ETKİNLİKLERİ 7. İzmir Öykü Günleri başlıyor  İzmir Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği ve Ege Kültür Vakfı işbirliğiyle düzenlenen "İzmir Öykü Günleri" , yarın (14 Şubat) saat 12.00'de "Öykülerden Uyarlanan Filmlerin Afişlerinden Sergi" ile açılıyor. Selim İleri 'nin yazdığı, "14 Şubat Dünya Öykü Günü" bildirisi ile başlayacak etkinlikler Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi'nde yapılacak. Öykü günlerinin bu yılki ana başlığı "Öyküden Sinemaya". Onur konuğu ise Füruzan . Program 53 öykücü, yazar, gazeteci ve sinemacının katılımıyla cumartesi gününe kadar sürecek. Yarınki etkinlikler arasında Dinçer Sezgin 'in "Neden Öykü?" söyleşisi ve İşçi Öyküleri ve İşçi Öykülerinden Filmler yer alıyor. Etkinlikte gösterilecek filmler arasında yarın Osman Şahin 'in öyküsünden uyarlanan 'Kurbağalar' ve cumartesi Füruzan'ın öyküsünden uyarlanan 'Benim Sinemalarım' adlı filmler gösterilecek. Cuma günkü film gösteriminden sonra E. Buğra Balcı ve Semih Önyer Duo 'nun mini konseri ve Hasan Ali Toptaş ile Ümit Ünal 'ın "Öyküden Sinemaya" söyleşisi olacak. Cumartesi günü Oğuz Tümbaş 'ın konuşmacı olarak katılacağı "Yılmaz Güney İçin Bir Öykü" anlatımı yapılıyor. Her gün 'Ustalara Saygı' kuşağında yarın Sait Faik, cuma ve cumartesi günleri ise Necati Cumalı ve Aziz Nesin anılacak. İzmir Öykü Günleri, edebiyatımız içinde öykücülüğümüzün yerini belirginleştirmeyi hedefliyor.program için 'tık'la www.konak.bel.trKültür Servisi -cumhuriyet. 13.02. '08 ... Devamı

11 02 2008

gördünüz mü?

ille bakın! Devamı

10 02 2008

'T' Harfinden Sıkılmış Birinin Tarihe Geçecek Sözleri Yeter artık.. neredeyse güzelim Türkçenin "T" harfinden bile sıkıldım; çünkü aklıma hemen "Türban" geliyor. Arkadaşlar siz beni dinleyin, hiç üzülmeyin ve her yerde örtünmeyi savunmaya başlayın. Ama öyle böyle değil.. "temiz örtünmeyi" savunmalısınız. Ne demek "temiz örtünme" ? Açıklayacağım, bu arada Semih Poroy 'un hafta içindeki karikatürlerinden biri cümleten içinde bulunduğumuz durumu çok şık bir biçimde yansıtıyordu. İki genç oturuyor, kız türbanlı.. adam kıza sevgiyle sarılıyor ve kız öfkeyle bağırıyor: "Ayy, şu yağlı saçlarını türbanımdan çek, çünkü leke yapıyor, evdekiler anlayacak." Semih'e bir karikatür karesi armağan etmek istiyorum; bu köşeye çok emeği geçti, bu nedenle telif hakkı istemiyorum. Genç bir kız yürüyor, başını ve boynunu sıkı sıkı örtmüş, ama göbek açık.. çok dar blucinini de giymiş, ayakta sivri topuklar, yanında genç bir adam, kız adama dönüp şöyle diyor: "Bedenime sahip olabilirsin ama, saçlarıma asla!" Şaka bir yana şimdi "temiz örtünmeye" gelelim. "Temiz örtünme", aslında kadın bedeninin tümüyle örtünmesi demektir. Neden.. yapılan araştırmalar erkek beyninin her 19 dakikada bir, erotik bir görüntüyle uyarıldığını açığa çıkarmıştır. Radikal gazetesi yazarı dostum Haluk Şahin 'e bunu söylediğimde "Yanlış biliyorsun Işıl" demişti, "19 dakikada bir değil, 9 dakika da bir" ... İşte bu nedenden, yani sadece genetik bir kodlamanın oyununa gelen insanoğlu yüzyıllardır "kadın" denilen muhteşem varlığa hem tapmış, hem de onun baştan çıkarıcı gücünü yok etmek için savaşmış. Bütün dinlerde bu hikâye yaşanmış. İster Müslüman, ister Katolik olsun bütün erkek cinsinde 9 dakika söz konusu olduğundan, iktidar erki bu işe bir düzen vermeye çalışmış. Evlilik kurumunun ortaya çıkması da bu nedenden. Ölümü çözemeyen insanoğlu nasıl ölüm sonrası muhteşem bir dünya yaratıp cümle âlemi rahatlatmışsa, bir türlü baş edemediği cinselliği de evlilik kurumuyla ehlileştiririm sa... Devamı

08 02 2008

"Hepsinde cihat, biat ve itaat!"

Ey Halk ve Aydınlar Uyanın! Cumhuriyet devriminin, Türkiye'yi, 1920 yıllarından başlayarak, laik çığırın içine katması, bize onur veriyor. Ne var ki, İslam dünyası, içinde çırpındığı cendereyi hâlâ parçalayıp atmış değildir ve Türkiye'deki deneyimi de zorluyor. İslam dünyası, yaşadığı zilleti de hak etmiyor; çünkü onun, Batı'dan önce Aydınlanma devrimini yaşamış bir uygarlığı oldu; 9. yüzyıldan başlayarak birkaç yüzyıl, aklın meyvelerini devşirdi ve Batı'ya aktardı. Yaşanan tarihin düzeyini belirtmek üzere bir örnek de vereceğiz. * Dönemin aydın kentlerinden biri Bağdat'tı. Her bakımdan görkemli kentte, büyük bir kültür ve özgürlük yaşanıyordu. Bu arada yığınla fikir kulübü kurulmuştu ve özgürce tartışılıyordu. İlginçtir, o kulüplerin kapılarında, gireceklere hitapla bir duyuru asılıydı ve üstünde de şu yazı: "Hiç kimse, içerdeki tartışmalarda, inandığı dinin kitabından kanıt getiremez!" Fikir özgürlüğünün düzeyi işte böyleydi... Ne var ki, İslam uygarlığının grafiği 16-17. yüzyıllardan başlayarak düşüşe girer; o sırada da Batı, kendi Aydınlanmasının temellerini hazırlıyordu. Ama büyük bir gecikmeyle, 19. yüzyılda İslamda da bir uyanış başlar... Gerçekten, 19. yüzyılın son çeyreğinde, Cemalettin Afgani (1838-1897) ile çömezi Mısırlı Muhammed Abduh ve Mustafa Kâmil 'in etkisi altında bir "İslam Rönesansı" gerçekleşir: İslamı yenileştirme ve çağdaşlaştırma yolunda büyük bir çabaya girişilir. Söz konusu reformcular, ilahiyat kadar Avrupalı bilimlerin ve tarihteki dinlerin de okutulduğu bir yüksek eğitim reformu da isterler. İsterler ama, gelenekçi ve tutucu ulema 'nın hırslı muhalefetiyle karşılaşırlar; nitekim o ulema, toplum işlerinin dinden ayrılması üstüne bir eser yazmış olan Şeyh Abdül Razik 'in ve 1930'da, doğacı bir anlayışla yorumlanmış bir Kuran yayımlayan Şeyh Muhammed Abu Zaid 'in görevlerine son verdirirler; Avrupa'da yayımlanmış ünlü İ... Devamı

03 02 2008

46. 'şiir ekle' için,

güneşin sofrasında söylenen türkü dalgaları karşılayan gemiler gibi, gövdemizle karanlıkları yara yara çıktık, rüzgarları en serin uçurumları en derin havaları en ışıklı sıra dağlara. arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu. önümüzde bakır taslar güneş dolu. dostların arasındayız! güneşin sofrasındayız! dağlarda gölgeniz göklere vursun, göz göze yan yana durun çocuklar. taşları birbirine vurun çocuklar. doldurun çocuklar, doldurun doldurun doldur içelim. başları göklere atalım serden geçelim.. heeey, nerden geçelim? yalnayak koşarak devlerin geçtiği yerden geçelim. heeey hop heeey hep birden geçelim. doldurun çocuklar, doldurun doldurun, doldur içelim. dostların arasındayız! güneşin sofrasındayız!.nazım hikmet Devamı

01 02 2008

lütfen!

karıştırmayalım!   âdem: insan; adem: yokluk adet: sayı; âdet: gelenek biçem: üslup; biçim: dış görünüş, şekil ­ bilakis: aksine; bilhassa: özellikle eşgal:(meşguliyet'in çoğulu) işler; eşkâl: (şekil'in çoğulu) görünüş, tip iltica: sığınma; irtica:gericilik laik: devlet ve din işlerini ayrı tutan; layık: bir şeyi elde etmeye hak kazanmış mahsur: kuşatılmış; mahzur: sakınca muhabere: haberleşme; muharebe: savaş mülteci: sığınmacı; mürteci: gerici ­ takdir: değer biçme; taktir: damıtma yad: yabancı; yâd: hatırlama çözmek: halletmek; çözümlemek: tahlil etmek, analiz etmek delalet: yol gösterme; dalalet: ­yoldan çıkma, doğru yoldan ayrılma etkin: hareketli, faal, aktif; etken: müessir, amil, faktör kat(i)l: öldürme eylemi (katil zanlısı); katil: öldüren kişi mütehassis: hislenen, duygulanan; mütehassıs: uzman nüfus: kişi, insanlar; nüfuz: sözü geçme, sözünü geçirme gücü olasılık: ihtimal; olanak: imkân öğretim: öğretme, bilgi verme; öğrenim: öğrenme, bilgi alma rakip (a kısa): aynı amaca ulaşmak için çalışanlardan her biri; rakip (a uzun): binici tabii: doğal, alışıldık; tabi (a uzun): emir altında olan, bağlı, bağımlı tasfiye: arıtma, (dükkân için) kapanma işlemleri; tavsiye: öğütleme, yol gösterme tefriş: döşeme, yerleştirme; teşrif: şereflendirme tehdit: korkutma, gözdağı verme; tahdit: sınırlama, hudut koymayazısından yararlandığım feyza hepçilingirler'e teşekkür ve saygıyla...işte adı geçen yazı.türkçe günlükleri'nin kitap olarak da basıldığını belirtmeliyim.web adresi  için  tek  tık yeter. ... Devamı

30 01 2008

günün yazısı: turgay fişekçi'den

İnsancıl Kapitalizm Mümkün mü? İsviçre'nin Davos kentinde her yıl buluşup dertleşen dünya egemenlerini, bu yılki toplantılarda bir hüzün basmış. Küresel ekonomi yeni bir krizle sallanmaya başladı çünkü. Ufukta da işlerin nasıl düzeleceğine ilişkin henüz bir ışık görünmüyor. Bu ortamda ellili yaşlarının ortalarındaki, babadan kalma varsıl olmayıp kendi zekâsıyla dünyanın en zengini olmayı başaran bilgisayar dehası Bill Gates, kapitalizmin insancıl olması gerektiğini söylemiş. ***** Kapitalizmin insancıllaştırılması çabası yeni bir süreç değil. 1917'de Sovyetler Birliği'nde dünyanın ilk sosyalist devleti kurulunca bu süreci durdurabilmek amacıyla başladı bu arayışlar. Hele İkinci Dünya Savaşı sonunda yeryüzünün üçte biri sosyalist yönetimlere kavuşunca sosyalizmin çalışanlara ve tüm halka sağladığı olanaklar ister istemez kapitalizmle yönetilen ülkeleri de etkiledi. Özellikle de Batı Avrupa'nın ileri kapitalist ülkelerinde "sosyal devlet" kavramı ortaya çıktı. Ekonominin yaklaşık yarısı kamu denetimine geçti. Çalışanlara ücretsiz izin, ücretsiz sağlık, eğitim vb. temel haklar sağlandı. Ancak bu insani hakların ne denli zoraki olduğu, sosyalist sistemin çöktüğü 1990'ların başında hemen göründü. Bu ülkelerde verilen haklar hızla geri alınmaya başlandı. Güçlü sendikalar, sermayenin azgın saldırıları karşısında fazla direnemediler. Sağlıkta, ulaştırmada özelleştirmelere gidildi, madenler kapatılarak çok sayıda insan işsiz bırakıldı. **** Uluslararası toplumda tanınan yüzlerimizden Kemal Derviş de, Davos'ta, önceden de açıkladığı görüşlerini yineleyerek, sermaye düzeninin kendi haline bırakılamayacağını, mutlaka bir kamu gücü tarafından denetlenmesi gerektiğini söyledi. Tabii burada karşımıza şöyle bir tartışma konusu çıkıyor: Sermaye kamu gücü tarafından denetleniyorsa bu düzenin adı kapitalizm mi olur, yoksa sosyalizm mi? Kapitalizmi kendi haline bırakınca, dünyanın ne duru... Devamı

29 01 2008

45. 'şiir ekle' için, aziz nesin'den

sesler   gecenin bir zamanı evine gelince kilitte duyuyorsan anahtarın sesini anla ki yalnızsın   elektrik düğmesini çevirince çıt diye bir ses duyuyorsan anla ki yalnızsın   yatağına yatınca yüreğinin sesinden uyuyamıyorsan anla ki yalnızsın   odanda kâğıtlarını kitaplarını duyuyorsan zamanın kemirdiğini anla ki yalnızsın   bir ses geçmişlerden çağırıyorsa eski günlere anla ki yalnızsın   değerini bilmeden yalnızlığının kurtulmak istiyorsan kurtulsan da yapayalnızsın   aziz nesin Devamı

27 01 2008

hikmet çetinkaya/politika günlüğü:

Uçurum... Bazen şiirlerle avunurum, öykülerle , romanlarla... Okumayan insan yaşıyor sayılır mı? Sözsüz bir aşk türküsü yüzyılın uğultusu gibidir. Vitezslav Nezval 'ın "aşkları" hüznün kendisidir... Gün yaş döker ... Çiseler çayırın üzerine... Çanın sesi duyulunca avlularda gözlerimin bunca güzelliği kalmaz... Benim pazar yazılarım şiir üzerinedir çoğu zaman. Hayatın sayfalarıdır... Geçen pazar Adana TÜYAP Kitap Fuarı 'nda bir kadın okur eşini gösterdi: " Hikmet Bey , biz sizin pazar yazılarınızdan etkilenerek evlendik..." Yanlarında çocukları da vardı... Şaşırmıştım... Kadın, pazar yazılarımı kesip kesip vermiş erkeğe... Sonra? Sonunda evlenmişler işte!.. Demek ki pazar yazıları, aşk öyküleri etkilemiş erkeği... Bugün Vitezslav Nezval'dan bir şiir seçkisi yapmaya karar verdim... Anılarımda ağlamaklı bir gülümseyiş , geçmişle geleceğin hesaplaşması derin bir uçurum gibi... Nezval'in şiir seçkisini hazırlarken, Langston Hughes 'in "Zenciyim Ben" şiirini buldum... "Zenciyim ben Gece gibi Afrika'nın derinlikleri gibi kara" Sonra gökyüzüne baktım bir gece yarısı... Ayışığı denize vuruyordu... Datça 'yı, Alaçatı' yı, Foça 'yı, Çeşme' yi, Akyaka Köyü 'nü, Ören 'in Işık Sahili 'ni düşündüm... Sabah yağmur yağmış, akşam gökyüzü yıldızlarla buluşmuştu... Bir bardak kırmızı şarap duruyordu masamın üzerinde... Sonra dizeler... "Köleydim her zaman Mısır'da piramitleri kuran benim Benim, harcını karan kiremitlerin" **** Denize uzanan o ahşap iskelede dün sabah çakıl taşlarıyla oynayan çocuklar görmüştüm... Ben gençlik yıllarımı düşledim... Galiba yaşlanıyordum artık... Bitip tükenmez bir ışık arıyordum hep can yoldaşım. O bitmeyen türküleri, Anadolu kasabalarını, benim çok sevdiğim taşra yalnızlıklarını... Vitezslav Nezval'ın Volta' da söylenen sözsüz şarkıları art a... Devamı

27 01 2008

sunay akın/kule cambazı:

Bir sanatçıya ödül sunacak bir tek seçici kurul tanıyorum ben: Zaman!.. Satranç tahtasında dama Müzeler, toplumların kimlikleridir. Demokrasi, düşünce özgürlüğü, insan hakları gibi değerler bir ülkedeki müzelerin sayılarıyla doğru orantılı olarak çoğalır ya da azalır. Müzecilik konusunda geri kalmış ülkelerde bir arada yaşama kültürü yoğun tehdit altındadır. Müzeleri olan toplumlarda hayatın bir dama oyunu olmadığı gerçeği çoğunluk tarafından bilinir. Böylesi milletler taş yiyip taş yedirmeden günü kurtarmak yerine hamle yapmak uğraşındadırlar; çünkü onlar, hayatın bir satranç oyunu olduğunu kavrayacak bilgi birikimine müzeleri sayesinde sahiptirler. Makiler'in önsözü Kız Kulesi'ne yazılı ilk aşk şiirini de barındıran bir müzenin kültür merkezi olmasını istediğim 1992 yılından sonra, kendi kuşağımdan pek çok şair bana cephe aldı, tüm çabamı "şov" olarak algıladı!.. Bu arkadaşlarıma asla kırgın ya da kızgın değilim. Her şairin edebiyata, sanata, ülkenin kültür politikalarına benimle aynı yerden ve aynı pencereden bakmasını beklemek elbette hata olurdu. Satranç tahtasında dama oynayanları hiç görmemiş değildim. Cemal Süreya, Makiler'in önsöz yazısında aynen şunları söylemiştir: "Sunay Akın'ın yazdığı tür şiir değiştirilmezse tıkanmaya yazgılı bir tür" ... Cemal Süreya'nın bu tespiti kuşağımdan kimi şairlerin ağzında sakız olmuştu. Cemal Süreya kaygısını ilk şiir kitabım Makiler için dile getirmişti. Merak edilen konu şu olsa gerek: Sevgili hocamız bugün yaşasaydı tıkanma konusunda neler söyleyecekti?.. Bu sorunun yanıtını vermek için hiç kimsenin kendisini yormasına gerek yok. Çünkü Cemal Süreya, "tıkanmaya yazgılı bir tür" dedikten sonra son noktayı koymamış, aynen şunları yazmıştır: "Ama onda tıkanmıyor. Şiirleri çoğaldıkça bende bir şaşırma duygusu yaratıyor. Bu da onun başka bir erdemi elbet. Her gün, düşünüyorum, yarın ne yapacak, ne diyecek diye." Sanırım, bu belge, şiirlerim konusundaki polemikl... Devamı

27 01 2008

esintiler/zeynep oral:

Büyümek İsteyen ve İstemeyen Çocuklar... Aman efendim aman! Sen misin geçen hafta " Başı açık olmak ahlaksızlık derlerse şaşmayın!" diyen... Sen misin, artık kadınlar üzerinden tartışmayı kesin, biraz da erkekler kara çarşafa bürünsün diye öneride bulunan... Yalnız erkeklerin değil, kimi kadınların da hışmına uğradım! Ama hiç olmazsa kadınlar küfretmiyor! Her söylenene, her yazılana herkesin katılması, onaylaması elbet beklenmez. Ama küfür niye, onu anlayabilmiş değilim. *** Bu haftayı daha sakin geçirmek istediğimden ve geçen pazar en sonunda İş Sanat Çocuk Tiyatrosu'nda "Peter Pan" ı izleyip çok etkilendiğimden tam onu yazacaktım ki... Duydunuz değil mi! Başbakan, Batı'nın ilim ve sanatını almadık, o yolda onlarla yarışamadık diye hayıflanırken "Değerlerimize ters düşen ahlaksızlıklarını aldık" deyiverdi! Ah şu "ahlaksızlık" ya da "ahlak" kavramından ne anladığını bir bilebilsek... Bana öyle geliyor ki, yalnız AKP'liler değil, bu ülkede yaşayan pek çok insan, "ahlak" ve "edep" ve hatta "namus" dendi mi sadece kadınları, kadınların etini, bedenini, kadınların göze görünen ve görünmeyen yerlerini kafaya takıyorlar. Başka hiçbir şeyi değil. Örneğin hak yemek, sömürmek, şiddet üretmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, bunların hiç ahlakla ve edeple ve de namusla ilgisi yok onlara göre... O nedenle Başbakan'ın "Batı'dan aldığımız ahlaksızlıklar" la neyi kastettiğini doğrusu merak ediyorum... *** Daha önce birini-ikisini görmüştüm. Cumhuriyet Kitap'ta ayrıntıları okuyup iyice meraklanmıştım... Adana'daki Çukurova Kitap Fuarı'nda, hepsini, on kitabı bir arada gördüm. İnceledim, karıştırdım, bir çırpıda kimilerini okudum ve büyülendim! 10 yılı aşkın bir süredir çocuklara yönelik birbirinden başarılı yayınlar yapan Günışığı Kitaplığı'nın "Çıtır Çıtır Felsefe Dizisi" nden söz ediyorum... "İyi ve Kötü", "Adalet ve Haksızlık", "Gerçekten ve Yalancıktan", "Oğlanlar ve Kızlar", "Gü... Devamı

25 01 2008

"sanatla..."

İçimdeki ses 'Ülkemde eli silah değil kalem tutanı rahat bırakın!' diye haykırırken: Sanatla hasret gidermek... *Özer Kabaş'a göre "desen meditasyondur"; o her yaptığını düşünceyle, bilinçle, birikimle oluşturur, her yaptığıyla yolumuzu aydınlatırdı. Hayatta en çok kıskandığım ne? Yabancı kentlerde müzelerin, sergilerin, tiyatroların önünde uzayan kuyruklar! O kuyruklarda bekleşirken yapılan sohbetler, tartışmalar... Santral İstanbul'daki " Modern ve Ötesi " sergisi, Sabancı Müzesi'ndeki " Abidin Dino: Bir Dünya " sergisi, İstanbul Modern'deki Cihat Burak sergisi önünde nasıl kuyruklar oluşmaz diye içim içimi yiyip bitiriyor! ("Abidin Dino - Bir Dünya" yı kaçırmamak için son iki gününüz! Benden söylemesi! ) Sonunda onca özlediğim bir " kuyruk "la karşılaştım. İstanbul'da değil, Adana'da! ÖZLEMİN ADI KİTAP TÜYAP'ın Birinci Çukurova Kitap Fuarı'nın girişinde uzayıp giden kuyruk görülecek bir şeydi! Muhteşemdi! Millet akın akın gelmişti! Tüm çevreden, çok yakından, çok uzaktan gelmişlerdi. Özlem gidermek, kitaplarla, yazarlarla haşır neşir olmak; panelleri, konuşmaları, etkinlikleri izlemek için gelmişlerdi. Hasret ve özlem gidermek, sarılmak, kucaklaşmak için gelmiş lerdi! Kapısının önünde kuyruklarla değilse de, en yoğun, en dikkatli izleyici kalabalığıyla karşılaştığım sergi, Yapı Kredi Kültür Merkezi'ndeki Nâzım Hikmet sergisiydi. Açılış falan değil, sıradan bir gündü. Tıklım tıklımdı... İnsanlar birbirine saygılı, sevgili, birbirine yer açarak, düşünce açarak, gönül açarak, sohbet açarak, her panonun, her fotoğrafın, her mektubun, her alıntının, her eşyanın önünde uzun uzun durarak, şaire, düşüncelerine, ideallerine ve birbirlerine sarılıyor, hasret ve özlem gideriyorlardı. Serginin doğru adı; " Şehrime ulaşamadan bitirirken yolumu - Nâzım ve Vera, Moskova'dan İstanbul'a... " içeriği yeterince açıklıyor... Bana da, başta serginin küratörü Melih Güneş o... Devamı

21 01 2008

44. 'şiir ekle' etkinliği: 'emek'

EMEĞE SAYGI Koca keseri sallayan Hasada duran buğday tarlasında, Biçen batak çayırı Akıntıya karşı kürek çeken, Bitkin düşen dokuma tezgahında, Dokuyan pamuğu, kıtığı, keteni Büyüsün diye lepiska saçlı yavrusu. Saygı o insana, övün o işçiyi! Saygı nasırlı ele! Saygı düşen her damla tere Değirmende, dökümhanede! Saygı terleyen her alna Sabanın ardında! Ve aklıyla, emeğiyle Sabanı süren Hiç unutulmasın! Ferdinand Freiligrath. (1810-1876) Çev. Ergin koparan (Yaşarsak Yaşar Dünya -Dünya Şiirinden Seçmeler) Devamı

13 01 2008

tarihte bugün:

1902 Jozef Stalin'in yakın mesai arkadaşı ve Stalin'in ölümünden sonra SSCB başbakanı, Sovyet devlet adamı Georgiy Maksimilyanoviç Malenkov doğdu. 1940 ABD'deki eşcinsel topluluğun yaşamına yönelen eserleriyle çağdaş toplumbilim ve toplumsal tarihe yaptığı katkılarla tanınan Amerikalı yazar ve araştırmacı Edmund White doğdu. 1941Ulysses adlı romanıyla ünlü İrlandalı yazar James Joyce öldü. 1959 Kadın avukatlar Refik Erduran aleyhine dava açtı. Refik Erduran'ın “Bir Kilo Namus” adlı yapıtında kadınların şeref ve haysiyetlerinin zedelendiğini ileri sürdüler. 1970 Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) Fakir Baykurt Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açığa alındı. 1973 Yazar Sabahattin Eyüboğlu ölmedi. 1983 Adi suçtan hükümlü Adem Özkan, Hüseyin Çaylı ve Osman Demiroğlu idam edildi. 1993 Irak'a karşı başlatılan ikinci harekâta İncirlik Üssü'nden kalkan "Çekiç Güç" uçakları da katıldı. 1994 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Bedrettin Dalan "Dolmabahçe Sarayı sanat adına bir rezalettir ve mimarı Ermeni Balyan Usta'dır" dedi. Bedrettin Dalan'ın bu sözlerine Mimarlar Odası tepki gösterdi. 1994 Grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı istemek ve yüzde15'lik memur zammını protesto etmek için memurlar Ankara'da eylem yaptı. Polis, memurlara müdahale etti. Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar bazı memurları tokatladı. 1995 İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), yazar Yaşar Kemal hakkında soruşturma açtı. Yazarın Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisindeki yazısında "bölücülük" yaptığı iddia edildi. ... Devamı

12 01 2008

tarihte bugün:

12 ocak   1931 yazar leyla erbil doğdu. 1945 tasvir-i efkar gazetesi sahibi ve başyazarı velid ebüzziya öldü. 1958 istanbul’lu kadınlar türk kadın partisi'nin kurulmasına karşı çıktılar. "onurumuz erkeklerinkinden çok yüksek olduğundan siyasette başarılı olamayız" dediler. 1966 fikir suçlarının da af kapsamına alınması istendi. 19 temmuz günü meclis'ten çıkan af kanunu'nda 141. ve 142. madde "suçluları" af kapsamı dışında bırakıldı. vergi ve döviz kaçakçılığı suçları da af kapsamına alınmıştı. Devamı