05 10 2008

Güzel Helen...

<!-- @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } -->Güzün ıslık çaldığı bir sabah...Yeşil deniz kıyısı... Koşuşturan çocuklar... Kâğıt helvacılar... Hapislik günlerimde kendi kendime mırıldadığım Özdemir Asaf’ın şiiri: “Benim söylemek için çırpındığım gecelerde, Siz yoktunuz.” Aradan yıllar geçmiş, o dönemde doğan çocuklar çoktan yirmili yaşları geçmiş... Yeşil deniz kıyısında bir Akdeniz soluyorum. Kitaplarım yanımda, güzel Helen’i seyrediyorum. Aklıma yine Özdemir Asaf’ın bir şiiri geliyor: “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.” Lawrence’dan “Bâkire İle Çingene”yi (Püren Özgüren’in Türkçesiyle Turkuvaz Kitap) bir solukta okumuştum. Lawrence’ın ölümünden sonra ortaya çıkan “Bâkire ile Çingene” gençliğinin delişmenliğiyle bekâretin masumiyeti arasında gidip gelen Yvtte’in bir Çingeneye âşık olma öyküsünü anlatıyordu... Baskıcı ve tutucu rahip babaya başkaldıran iki kız kardeşten birisinin öyküsü.. Yevette, yakışıklı Çingene gencine sırılsıklam âşık oluyor. Aşkı ve cinselliğe onunla ulaşıyor. Bu toplumsal kurallara başkaldırış! Çağdaş toplum bireyin duygusallığına engel oluyor günümüzde. Oysa “Güzel Helen”e baktığımızda, binlerce yıllık Anadolu söylencelerini Azra Erhat’ın Cevat Şakir’in yapıtlarında okuduğumuzda sezginin akla üstünlüğünü, cinselliğin bir özgürlük olduğunu görürüz. *** Söylenceye göre Zeus ve Leda’nın kızıdır güzel Helen. Bir başka söylenceye göre yumurtadan doğmuştur. Troya’ya karşı savaş... Devamı

02 10 2008

Metin And yaşamını yitirdi

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.h2 {mso-style-name:h2;} span.h1 {mso-style-name:h1;} span.h3 {mso-style-name:h3;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> And’ın cenazesi, yarın Eski Kozlu Mezarlığı’ndaki aile kabristanında toprağa verilecek Metin And, Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü (1970), Türkiye İş Bankası Bilimsel Araştırma Ödülü (1980), Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü (1983), Fransa hükümetinin “Officier de l’ordre des Arts et des Letres” nişanı (1985), İtalya Cumhurbaşkanı’nın “Şövalyelik” nişanı (1991), Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü (1998) gibi ödül ve nişanlar aldı. Tiyatro araştırmacısı, yazar Metin And önceki gece Ankara’da yaşamını yitirdi. And’ın cenazesi, yarın İstanbul’da Teşvikiye Camisi’nde öğlen kılınacak cenaze namazının ardından Eski Kozlu Mezarlığı’ndaki aile kabristanında toprağa verilecek. TİYATROYLA YOĞRULMUŞ BİR YAŞAM 17 Haziran 1927’de İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1946), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1950) bitirdi. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Ferdi von Statzer’in öğrencisi oldu. Londra’da yüksek lisans yaptı, daha s... Devamı

28 09 2008

Dağlarca taburcu edildi...

Büyük şair yaşamını bundan sonra Özel Başkent Hastanesi’nde bakım altında sürdürecek Özel Acıbadem Hastanesi’nde 2 ayı aşkın tedavi gören; zatürreesi, vücudunda yatmaktan oluşan yaralar iyileşen; hareketleri ve konuşması normale dönen büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca dün sabah taburcu edildi. Ancak, haftada 3 kez diyalize girmesi ve ileri yaşı nedeniyle sürekli tıbbi denetim altında bulunması gerektiğinden evine dönmedi. Dostlarının girişimi ve Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün aracılığıyla, özel Başkent Hastanesi’nde kendisine ayrılan özel odaya yerleşti. Hastaneye gelir gelmez uzman hekimlerce genel sağlık denetiminden geçirilen Dağlarca, kalp damarına birkaç ay önce Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde takılan kateterde enfeksiyon görüldüğünden hemen ameliyata alındı ve başarılı bir amaliyatla kateter değiştirildi. Sağlık durumu çok iyi olan şairimiz bundan sonra Başkent Hastanesi’ndeki özel odasında sürekli ve özenli tıbbi gözetim altında yaşayacak. Acıbadem Hastanesi’nde başlatılmış olan fizik tedavisi burada sürdürülecek, diyalize de aynı bina içindeki Diyaliz Bölümü’nde girecek. Ben yanından ayrılırken sevgili şair biraz yorgundu, ama yine de dostu Ruşen Yılmaz’ın kendisine gazete okumasını istemişti. Ruşen Bey Cumhuriyet gazetesini okumaya başlarken ben izin isteyip ayrıldım. Dağlarca’yla ilgili bir haber şiirsiz olur mu! İşte birkaç yıl önce Ruhan Ertop’a yazdırdığı bir şiir… BİLGE Bu kocaman gökyüzü Yaşadığıma belge Yalnız bırakmaz beni Üzerimdeki gölge Belki sestir belki su Çağın çağa uykusu Ak eder şimdi usu Bu ottur en büyük bilgeEGEMEN BERKÖZ . cumhuriyet. 28.09. '08... Devamı

20 09 2008

Ruhi ve Sıdıka Su

23. ölüm yıldönümü Ruhi Su ve Sıdıka Su anılıyor 20 Eylül 1985’te kaybettiğimiz usta sanatçı Ruhi Su, ölümünün 23. yılında bugün Zincirlikuyu’daki mezarı başında saat 12.30’da anılacak. Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı’nca düzenlenen anma töreninde, yakın zamanda yitirdiğimiz Sıdıka Su için de tören düzenlenecek. Ruhi Su için öğrencileri, dostları ve sanatçı arkadaşları yine türküler ve çiçeklerle bir araya gelecekler. http://www.cumhuriyet.com.tr/ Devamı

14 09 2008

Türkçe Günlükleri

17 Ağustos Pazar Şiirler' Şiirler' M. Mahzun Doğan'ın yeni şiirleri, Boyut Yayınları'ndan, 'Sanki Yalnızdım'' Son yılların acılarından damıtılmış şiirler' Adları bile haykırıyor yakınımızda yaşanan kardeş acıları: 'Kanda Har', 'Felluce' Felluce'', 'Bağdat Kalbim', 'Ramallah Ramallah!'' İşte kitabın ilk şiiri, tek dize: 'Yırttın Göğümü, daha ne!' Adı: 'Haritam Öldü'.Aynı acıları daha önce dillendiren şairi anımsamamak hiç olmaz: Tevfik Taş, kitabına acının adını vermişti: 'Irak Yakın Acı'. Şiirin adı: 'Onur Taş Baskı Tablodur Şimdi ve Ölüm'. Şiirin kendisi: 'Buradayım / Kanlı gömleğine sığınmış Felluce / onur silah katına düştü ' diyor ' / Naçar / Bugün de 'Patlamayacaksa / O silahın duvarda işi ne?' / Devralmış Çehov'dan sözü // Her kurşunun arkasında ayrı bir istek / Şimdi. Önünde ayrı // Kaç ülke doğar bu boyutsuz yaradan / Sözü var pulu yok / Kaç kimsesizlik'Zeynep Köylü' Çok genç ve çok güzel şiirler yazıyor. Son kitabından (İlk Ağacı Öperek ' Everest Yayınları) ilk şiir: 'Yeryüzü Remilleri 1 // acının aynasında unutulmuştu yüzüm / içimdeki koyaktan dönemezdi cerenler / tanrı sustu sesimin boğulduğu ırmakta / nergislerle konuşan aydan eski çocuktum'Nihat Behram'ın şiirleri 'Tanımlar' (40 Yıldan Seçilmiş 40 Şiirler Birlikte) (Everest Yayınları), Kâzım Ertürk'ün şiirleri 'Gazap Çiçekleri', Ümit Yaşar Oğuzcan'dan 'Rübailer Dörtlükler', Enver Sipahioğlu'nun şiirleri: 'Uzanır Ellerim Kelepçeye', Orhan Seyfi Orhon'un 'Bütün Şiirleri' (Everest Yayınları) ve Melih Cevdet Anday'ın 'Toplu Şiirler'i: 'Sözcükler'' Ne çok şiir' Ne çok güzellik' 18 Ağustos Pazartesi Elma Yayınları Editörü Gaye Dinçel'den Türkçe Günlükleri'ne katkı... Devamı

06 06 2008

Kendini Gözlemlemek!

“İnsanlarla iç içe olmak, insanı kendini gözlemlemeye götürür.” Franz Kafka’nın Aforizma’larından biri... Deniz kenarında otururken bu sözün gerçek anlamını düşündüm. Çevremde insanlar vardı. Denize girip çıkanlar, birbirlerine seslenenler, onlara su, kola, bira taşıyan otel görevlileri... İnsanlar, insanlar, insanlar... Kimi zaman istenir, kimi zaman hiç istenmez. İnsanlarla yakın olmak, birlikte olmak, hele hele iç içe olmak!.. Bakmayın bir yazarın gençliğinde “Yalnızlık Bana Yasak” dediğine!.. Çoğu yalan gibi şeylerdir yazarların yazdıkları... Ama onların yalanları gerçeklerin saklanmış yüzüdür. “Yalan dünya” demez miyiz arada, sıkıntılı, dertli anlarımızda! Kişi uzaklarda olmayı ne denli düşlese de, kopamaz çevreden... Bu yüzden kaçmak, saklanmak, bir kıyıda, bir dağ başında, bir ıssızlıkta olmak, olabilmek, bir masala dönüşür. *** “Kendini gözlemlemek” kolay mıdır? Örneğin sorumlu bir görevdesindir, yığınların yönetimi, mutluluğu ya da felaketi senin elindedir. Tanımak gerekir yığınları oluşturan tek tek bireyleri, tanımazsan, tanımaya çalışmazsan, boşa gider çabaların. Giderek hem kendine hem de topluma zararlı bir yaratık oluverirsin... Zaman zaman tek başına bir köşede düşünmek, elindeki kitabı bir yana bırakıp, kendini, eylemlerini, düşlerini ayrıştırarak bir sonuca varmak... Yılları geride bırakmışsındır, kaç çeşit insan olmuşsundur bilmeden, istemeden... Bir hesap yapmak yaşantın için. Kafka’nın dediği gibi, kendini gözlemlemek!.. Kendini bir başkası gibi de dıştan gözlemeye çalışarak... Bakıyorsun, görüyorsun, konuşuyorsun, bildiğini tanıdığını sanıyorsun, oysa o başka biri, ilk kez karşına çıkmış! Oysa yıllardır dost, arkadaş diye bildin, sonra bir gün bambaşka biri olup çıktı karşına!... Bir de baktın ki bir yabancı, bir el, bir kendini hiçbir zaman gözlemlememiş, böyle bir şeye gerek duymamış biri... *** Birkaç gün önce İstanbul&#... Devamı

13 05 2008

Uluslararası İstanbul Şiir Festivali bugün başlıyor!

Etkinlik 17 Mayıs’ta sona erecek Dünya şiirini ağırlıyoruz ERDEM ÖZTOP Festivaller kenti İstanbul, şimdi de dünya şiirine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü, Kültür AŞ ve Edisam’ın düzenlediği Uluslararası Şiir Festivali bugün başlıyor. 17 Mayıs’ta sona erecek festivalin ana izleği çağdaş Katalan şiiri. “2010 Kültür Başkenti” etkinliklerinin ön denemesi niteliğindeki festivalin başkanlığını Doğan Hızlan üstlenirken yönetmenliğini Tuğrul Tanyol, eşgüdümünü ise Adnan Özer yürütüyor. Festivalin konukları dilleri ve şiire yaklaşımları farklı ülkelerden geliyor. Arap dünyasının uzun yıllardır İngiltere’de sürgünde olan büyük şairi Iraklı Saadi Yousef (2), İtalyan Claudio Pozzani, Fransız Jean Pierre Balpe; Bolivya’nın önde gelen politik sesi Pedro Shimose, bir başka sürgün Kübalı Pio Serrano; yaşayan en önemli Rus şairi kabul edilen Sergey Gandlevski gibi. Ahmet Oktay, Ahmet Telli, Haydar Ergülen, Özdemir İnce, Sennur Sezer, Kemal Özer ise festivale Türkiye’den katılacak şairler arasında. Ülkemize gelmeden görüşünü sorduğumuz yabancı şairlerden İtalyan Claudio Pozzani, “Türk şiiri hakkında çok bilgim yok, ama Nâzım Hikmet’i, Rumi’yi ve Melih Cevdet Anday’la Mehmet Akif Ersoy’un bazı yapıtlarını biliyorum. Türk şiirinin çok ilginç mistik bir karmaşası ve şiirsel bir fizikselliği olduğuna inanıyorum. Türkiye’ye ilk kez geliyorum. Bu nedenle şiirlerimin izleyicilerce nasıl ‘yaşanacağı’ konusunda oldukça heyecanlıyım” diye konuştu. Katalan şair Joan Margarit de benzer bir yanıt verdi: “Yalnız Nâzım Hikmet’i biliyorum, ama benim için Türk şiiri her zaman klasik dünyadır: Homer.” Festivalin Arkeoloji Müzesi’ndeki açılış konserini Cihat Aşkın, kapanış konseriniyse Ayşe Tütüncü ve Perküsyon Grubu verecek. Cemal Reşit Rey’de şiir okumaları yapılacak. Yerebatan Sarnıcı’nda Kerem Görsev Trio ve Şi... Devamı

04 05 2008

Manastır Kuşçusu...

Yağmurlu bir akşamüstünü düşündüm önce. Güneşin batışını, yıldızların doğuşunu anımsadım. Bir vadiyi, uçurum kenarlarını, yabangüllerini , laleleri, papatyaları... Geç saatinde gecenin, beyaz bir kâğıt çektim önüme. Kennety Rexroth' un kuşlarını uçurttum kırmızı, siyah, mavi boyalı kalemlerle... Titrek kuş çığlıklarıyla irkildim... Bir zamanlar yıldızları değil, bulutların dağılmasını, ilkyaz güneşinin içimi ısıtmasını beklerdim. Tutkunun yarattığı koyu renkli bir gölge... Sedar Senghor' un "Sine Gecesi" şiiri, Nihat Behram' ın "Manastır Kuşçusu", Behçet Aysan' ın "Kanlı Zambak" ı gelirdi aklıma... Nihat, zor bir nakış gibi işlerdi liseyi ve aşkı , hüzünden bir kanaviçeye... Sonra bir şeyler mırıldanırdı: "Şimdi kumruların angutların kaçıştığı / çocukların mavi serçeler topladığı / aile albümünden bir yüreği / hızla soyunuyorum / hızla soyunuyorum karanlık koynundan / liseli kitaplarımı" Hayatımız üzerine yazılmış şiirlerde arıyorum kendimi... Uzun uzun ağlamaya güdülen hasret , bazen nelere değmez... Çıplak kadın kara kadın... Hayatın sayfalarındadır!.. "Giyinmişsin yaşamın kendi olan renginle , güzellik olan biçiminle! Gölgende büyümüştüm, ellerinin yumuşaklığı örtmüştü gözlerimi. Sonra, yazın ve öğlenin sıcağında , birden buldum seni adanmış toprak kavrulan yüksek bir tepenin üstünde. Ve güzelliğin uçan bir kartalın çakışı gibi çarpıyor yüreğime." *** Mevsimleri birer birer elimle giydirirdim eskiden... Kara Afrika'da ezilen, hor görülen köleler ve kadınlar... Ben tıpkı "Türkiye'nin Hatıra Defteri" gibiyim... Nebil Özgentürk imzalı o defter önce "Beyaz Sayfa" da Müşfik Kenter, Halil Ergün, Yetkin Dikinciler, Yavuz Bingöl ve Ünal Ersözlü' yle karşı çıktı... Yönetmen İrfan Tözüm' dü... Hayatın şiirleri hayatın sayfalarındadır... Kendine ağıt yakmak, özlemi duyulan özgürlüğün seslenişi midir? Deniz, Yusuf ve Hüseyin... O kanlı 1 Mayıs'lar, Kanlı Pazar'lar, Kahramanmaraş ... Devamı

30 04 2008

"işçiden işçiden esiyor yel"

yaşasın 1 mayıs! Devamı

17 04 2008

13. izmir kitap fuarı

etkinlik programını görmek, almak, yazdırmak için...fuarda bugün!fuarın onur konuğu: arif damar SUNU İlle de görmek için mi beklenir güzel günler Beklemek de güzel arif damar yaşamı, yapıtları, şiirlerinden... Devamı

15 04 2008

bugün 15 nisan

Leonardo da Vinci (d. 15 Nisan 1452 - ö. 2 Mayıs 1519) Rönesans dönemi İtalyan mimarı, mühendisi, muciti, geometricisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı ve ressamıdır. En tanınmış yapıtları Mona Lisa (1503 - 1507) ve Son Yemek’tir (1495 - 1497). Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapıtlarıyla değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından biridir. ... Devamı

12 04 2008

'39. Salihli Şiir İkindileri' için duyuru

"Bahar'39" Salihli Şiir İkindileri 12 Nisan'da Salihli Şiir İkindileri Bahar’39 ile beraber 39. kez gerçekleştirilecek. 12 Nisan 2008 saat:14:00’de Salihli Belediyesi Şehir Tiyatrosunda gerçekleştirilecek olan Şiir İkindilerine bu yıl Fikret Hakan, Nihat Behram, Dinçer Sezgin, Haydar Ergülen, Eren Aysan, Mehmet Çetin, Mahsun Doğan şiirleriyle renk katarken ölümünün 1. yılında Adnan Satıcı Tevfik Taş’ın sunumuyla anılacak. Resim öğretmenlerinin de katılacağı Bahar’39’un onur konuğu ise Ülkü Tamer olacak. Tüm sanatseverler davetlidir. ... Devamı

01 03 2008

Tevhid-i Tedrisat'tan Günümüze Eğitim Bugün okullar Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindedir. Şeklen, Öğretim Birliği Kanunu'na uyulmaktadır. Ancak öğretim birliği açısından yaşanan iki temel sorun giderek büyümektedir. Bunlardan biri, imam hatip okullarının durumu, diğeri, ilköğretim ve ortaöğretimde eğitimin laik eksenden çıkarılması çabalarıdır. 84 . yılında bulunduğumuz Öğretim Birliği Yasası'nın, neden, hangi şartlarda, nasıl gerçekleştirildiği ve neleri kapsadığı konusunda bilinen tarihi gerçekleri tekrarlamak istemiyorum. Ancak şu tespiti vurgulamak istiyorum. Bazılarının öne sürdükleri gibi, "Öğretim Birliği" sadece okulların Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanması demek değildir. Asıl önemli olan, eğitim felsefesindeki tutarlılığın sağlanması, eğitimin, laik eksende yapılması kararıdır. Bugün okullar Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindedir. Şeklen, Öğretim Birliği Kanunu'na uyulmaktadır. Ancak öğretim birliği açısından yaşanan iki temel sorun giderek büyümektedir. Bunlardan biri, imam hatip okullarının durumu, diğeri, ilköğretim ve ortaöğretimde eğitimin laik eksenden çıkarılması çabalarıdır. Her iki uygulamanın tekrarlanan gerekçesi, "halkın dini eğitime yoğun talebinin olması" iddialarıdır.Bu iddiaların arkasındaki örtülü amaç herkes tarafından bilinmektedir. İmam hatip okulları, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na göre, "din hizmetlerinin yerine getirilmesi vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için ayrı mektepler olarak" açılmışlardır. Fonksiyonları yasada açıkça tanımlanmasına rağmen bu okullar, 1970'li yıllardan itibaren gerçekleştirilen bazı manevralarla, liselere alternatif okullar haline getirilmiştir. Bugün sayıları 500'ü bulan imam hatip liselerinde okuyan öğrenci sayısı, son beş yılda 65 binden 130 bine çıkarılmıştır. Öğrenci başına yapılan devlet harcaması genel liselerde 1.259 YTL iken bu okullarda 3.037 YTL'dir. Öte yandan, son beş yılda, 546 felsefe, 1.996 müzik, 5.548 fen bil... Devamı

19 02 2008

Sincan İstasyonu Salâh Birsel , "Şiiri seversen,/Zekâ yaşın büyür,/Kimselere dokunmaz,/Hayvanları öldürmezsin" diyordu. Dünyanın birçok yerinde, ülkemizde olup bitenlere bakıyorum; insanda umut yaratan tek gelişme yok. Her yerde savaş, kan, tecavüz, terör, töre cinayetleri... Sanki hayatın dev ekranlarında Charlie Chaplin' in "Asrî Zamanlar" filmi oynuyor... Çağımızın insanı, kapitalizm makinesinin dişlileri arasında etiyle kemiğiyle öğütülüyor... **** Abdülkadir Budak' ın çıkardığı "Sincan İstasyonu" adlı dergiyi görünce, insanı insanlığından eden her şeyin şiirsizlikten doğduğunu düşündüm. Politikacısından işadamına, bürokratından işçisine, kadınından erkeğine.. duygu kütleşmesine uğramış ne çok insanla karşılaşıyoruz! Birsel'e, "şiiri seversen zekâ yaşın büyür" dedirten, bu duygu kütleşmesi olmalı idi... Şiir yalnız zekâ yaşını değil; insan olma yaşını da, duygu - düşünce - duyumsama - algılama-kavrama-yorum-beğeni yaşını da büyütüyor. Bunlar olmadı mı, kasapta satılan beyin ne ise zekâca gelişmemiş beyin de odur. *** Şiir, şairle onu okuyan arasında bir iç duyuş çakışmasıdır. Onun için şair, eleştirmen, âşık, şiir heveslisi.. şiiri tanımlamaya kalkar. Şiirin, sözü öze indirgeyen bir anlatı yaratısı olması, herkeste onun bir kalıba sokulacağı kanısı uyandırmıştır. Oysa, kim yaparsa yapsın, şiirin tanımında eksik bir yan kalacaktır. Selçuk Altun' un "Cumhuriyet Kitap" ta W.H. Auden' den aktardığı gibi, kuşkusuz "Şiir hiçbir şeyi halletmez" . Ben, şiirin "dili sahipleneceği" ne değinen Donald Revell' in dediğine kulak verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dil sözdür; beğeniye duygularla kıvam verilen yaratılar potasıdır... Şiir ise duygulardan süzdüğünü kendi diline dönüştüren söylemler düzeneğidir. İnsanın zekâ yaşının büyümesi, kimseye kötülük yapmaması, hayvanları öldürmemesi.. onun, şiirleşmiş sözün özüne ermiş ... Devamı