16 02 2007

"kilo almamak için"! /yorumLUyorum/

Kilo almamak için gösterişli elbiseleri seçin Sağlıklı Beslenme Uzmanı Blogs Joy 'un geçtiğimiz günlerde Yahoo'da yayınlanan sağlıklı beslenme öğütleri belki bazı bilinenleri kapsıyordu ama bir çoğu da oldukça ilginçti. Joy'un öğütleri arasında haftada beş gün yarım saat düzenli egzersiz yapmak, tatlı yerine meyvalı kek ve ev yapımı kurabiye yemek, tabağımıza eşit oranda sebze ve protein koymak, yavaş yemek, seçici olmak, alkol yerine sodayı yeğlemek gibi aşağı yukarı bilinen görüşler varsa da asıl ilginç olanı şunlar: ° Davetlere asla aç gitmeyin. (Elma, yoğurt, bir fincan çorba yemek iyidir.) ° Yemek yemek bulaşıcıdır, siz çok yiyenlerle değil konuşkan insanlarla aynı masaya oturun. ° Ordövr tabağınızdan istediğiniz üç şeyi seçin; bunlar az kalorili olsun, gerisini yemeyin. ° İçinde daha güzel göründüğünüzü bildiğiniz gösterişli elbiseleri giyerseniz, daha az yersiniz. http://health.yahoo.com/experts/joybauernutrition Devamı

02 02 2007

"sağlık için önlemler" /yorumLUyorum/ Prof.Dr. COŞKUN ÖZDEMİR

Sağlık için önlemler Sağlık konusunda ne çok nasihatlar tavsiyeler alıyorsunuzdur, öyle değil mi? Yiyecek çeşitleri, egzersizler, vitaminler, antioksidanlar, mineraller, bitkiler. Acaba bunlar ne kadar yararlı oluyor?. Çok sayıda insan, çok sayıda vitamin kullanıyor. Erkekler ve kadınlar için hazırlanmış preparatlar ve de bitki çeşitleri var. Çinko, selenium, Coenzyme, balık yağı, omega 3 ve daha bir çok ilaç. Hafızaya iyi gelenler, cinsel gücü arttıranlar, yorgunluğu giderenler, depresyonu iyileştirenler, prostat küçültenler, tansiyonu düşürenler. Benim gözlemlerime göre bu insanların pek çoğu tansiyon kontrolü yaptırmıyor, şekerini ölçtürmüyor. Kolesterolünü, kilosunu umursamıyor. Sigarasını tüttürüyor, günde birkaç adım atmadan hareketsiz bir yaşam sürdürüyor. Normal beslenen sebzeye, meyvaya, salataya, domatese öncelik veren, balığı ete tercih eden hareketli yaşayan insanlarda vitaminlerin, antioksidanların yararı kuşkuludur. Bunlara ihtiyaç var mıdır? Kesin ve ispatlanmış bir şey yok. Bir yedek subay hocasını hiç unutmam. "Efendim aptesthaneler vitaminlerle doluyor" der dururdu.. Ama tansiyonun büyük ve önde gelen bir risk faktörü olduğu muhakkak. Ben çevremde iyi egitimli insanlarda dahi bu konuda büyük bir ihmalkârlık görüyorum. "Tansiyonum var ama bana dokunmuyor hocam" diyen üniversite mezunlarından çok söz ettim. ERKEN TANI ÖNEMLİ Tip 2 şeker hastalığı çok yaygın, erken tanı önemli. Çünkü gecikirse pancreas çok kayba uğramış olabilir. Ailede diyabet hastalığı olanlar, kilo fazlalığı olanlar, az hareketli yaşam sürdürenlerde şeker hastalığı olasılığı yüksek Amerika'da 21 milyon tip 2 diyabetli olduğu saptanıyor. Fizik aktivite vitaminlerden, antioksidanlardan çok daha önemli. Örneğin günde 30 dakika hiç olmazsa hızlıca bir yürüyüş yapmak. Direksiyon ve masa başında oturarak yaşamak ve hele bunun doğal sonucu kilo almak sağlık açısından büyük risk getiriyor.. Bunlar çok daha önemli. Kilo artışı, ya... Devamı

28 01 2007

"2 yaşına kadar A vitamini" /yorumLUyorum/

2 yaşına kadar A vitamini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Akşit, A vitamininin görme, bağışıklık sistemi ve üreme için önemli bir vitamin olduğunu, hamilelik sırasında iyi beslenemeyen annelerin çocuklarına, 2 yaşına kadar A vitamini desteği sağlanması gerektiğini bildirdi. Prof. Dr. Akşit, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda daha fazla olmak üzere büyük oranda A vitamini eksikliğinin görüldüğünü ifade etti.Cumhuriyet 28.01.2007 Devamı

28 01 2007

"(hamilelikte)kafein temize çıktı" /yorumLUyorum/

hamilelikte kahve içmek zararlı değil Devamı

27 01 2007

"geç yemek reflü yapıyor" /yorumLUyorum/

Geç yemek reflü yapıyor Bebek ve çocukların yatmadan kısa süre önce beslenmesinin reflüye yol açabildiği belirtilerek bu yaş grubundakilerin uykudan en az 2 saat önce karnının doyurulması gerektiği bildirildi. Beslenme uzmanı Şamil Hızlı, "Çocukların midelerinin dolu olarak yatmaması çok önemli'' dedi.Cumhuriyet 27.01.2007 Devamı

26 01 2007

" bağımlılık merkezi" /yorumLUyorum/ ve cep telefonu!

Bağımlılık merkezi Beyinde, duygusal deneyimleri yöneten insula bölümünün, nikotin bağımlılığıyla direkt ilişkili olduğu ortaya çıktı... Beyindeki insula adlı bölümün nikotin bağımlılığıyla ilişkili olduğu, bu nedenle beyinlerinin bu bölümü zarar görmüş kişilerin sigarayı bıraktıktan sonra bir daha sigara içme isteği duymadıkları ortaya çıktı. Araştırmacılar, geçmişte sigara içmiş ve beyinlerinde bu nedenle bazı hasarlar oluşmuş 69 kişiyi inceledi. Bu kişilerden 19'unun beyninde meydana gelen hasarlar duygusal deneyimlerde anahtar rol oynayan insulayı etkiliyordu. Bu kişilerden 13'ü (yüzde 68.4) sigarayı bırakmış, bunlardan 12'si sigarayı kolay ve hızlı bir şekilde bıraktıktan sonra yeniden sigaraya başlamak için asla güçlü bir istek duymamıştı. Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden Antoine Bechara ve Anna Damasio , "Bağımlılıklarda halledilmesi en güç sorunlardan birinin sigara içme, yemek yeme ya da uyuşturucu kullanmanın dayanılmaz isteğine son vermek'' olduğunu belirttiler. Bu araştırmayla artık beyinde yeni bir araştırma alanı bulduklarını söyleyen bilim adamları, insulayı etkileyecek ve tiryakilerin sigarayı bırakmasına yardımcı olacak ilaçların düş olmadığını, ancak daha kısa vadede beynin bu bölümünün işleyişini değerlendirerek mevcut tedavilerin başarısının saptanabileceğini vurguladılar. Johann Christian Reil tarafından bulunan, bu nedenle "Reil Adası" da denilen insula, acı, öfke, mutluluk, iğrenme gibi duygusal deneyimleri yönetiyor. Araştırma Amerikan Science dergisinde yayımlandı. 26.01.'07. cumhuriyet Cep telefonu tümör yapıyor Yapılan geniş çaplı yeni bir araştırma, cep telefonlarının uzun dönem kullanımının, beyin tümörü oluşum riskini artırdığını teyit etti. Araştırmaya göre, 10 yılın üzerinde düzenli cep telefonu kullananların, kafalarının ahizeyi tuttukları yer civarında "glioma'' adı verilen sinir sistemi tümörleri gelişmesi olasılığı yaklaşık yüzde 40 daha fazla. Araştırma, International Journal o... Devamı

24 01 2007

"Cinsel ilişkiden korkmak yerine korunmalı cinsel ilişki alışkan

Güvenliğin adı erteleme **RİSKLİ CİNSEL DAVRANIŞLAR * Sık cinsel eş değiştirmek, * Cinsel eşin birden fazla cinsel eşinin olması, * Son bir yıl içinde geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, * Seks işçileri ile, onların müşterileri ile ya da kimlerle ilişkisi olduğu bilinmeyenlerle cinsel ilişkide bulunma, * Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtisi olanlarla cinsel ilişkiyi sürdürmek, * Vajinayı kurutucu maddeler kullanmak. İstanbul Haber Servisi - Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) tahminlerine göre her yıl 340 milyon kişi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanıyor. Cinsel yolla bulaşan hastalık sebebi yaklaşık 30 mikrop bulunuyor. Korunmasız cinsel ilişki sonucu cinsel temas yoluyla bulaşan bu hastalıklar ve istenmeyen gebelikler ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Cinsel ilişkiyi güvenli hale getirmenin mümkün olduğunu belirten uzmanlar, tek eşli cinselliği, eğer bu mümkün değilse, kondom kullanmanın gerekli olduğunu vurguluyorlar. Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD), Avrupa Birliği'nce finanse edilen, Sağlık Bakanlığı Türkiye Üreme Sağlığı Programı kapsamında desteklenen "Yaşam Boyu Cinsel Sağlık Sizin de Hakkınız" projesinin dördüncü dosyasını "Güvenli Cinsellik" konusunda hazırladı. İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nuray Özgülnar ile Yıldız Teknik Üniversitesi Sağlık Merkezi Başhekim Yardımcısı Dr. Haluk Pektaş tarafından hazırlanan dosya Swiss Otel'de yapılan toplantıda açıklandı. YAŞ KÜÇÜLDÜ... "Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanmamak veya yakalanma risklerini azaltmak, planlanmamış bir zamanda gebe kalmayı engellemek için yapılabileceklerin" güvenli cinsel davranış biçimleri olarak tanımlandığı dosyada, güvenli cinsel davranışların başında cinsel ilişkiden kaçınma ya da cinsel ilişkiyi ertelemenin geldiği vurgulandı. Özellikle cinsel ilişkiye başlama yaşının küçüldüğü, genç yaşta gebelik, gebelik sonlandırma ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonl... Devamı

19 01 2007

" hastane enfeksiyonları " /blogumuz/ dr. zeki gül

UZUN MESAFE Hastane enfeksiyonları Dr. Zeki Gül- Başka bir tanıyla hastaneye yatırılan bir hastada sonrasında bulaş yoluyla oluşan mikrobik hastalıklardır hastane enfeksiyonları. Kamuoyunda özellikle çocuk hastaların izlendiği yoğun bakım ünitelerindeki bebek ölümleriyle gündeme gelmekle birlikte yatan hastaların yüzde 10'da görülüyor. Hastanın sağlığını ya da yaşamını yitirebilmesi yanı sıra hastanede kalış süresini uzatarak maddi kayıplara da neden oluyor. Hastanede kapılan mikroplar doğası gereği mevcut ilaçlara karşı direnç geliştirmiş ve tedaviye inatçı etkenler olduğundan birçok antibiyotik etkisiz kalmakta; daha yeni kuşak ve pahalı tedavileri gerekli kılmaktadır. Bu enfeksiyonların gelişiminde hastaya ait tıbbi özellikler kadar temizlik de önem taşıyor. Özellikle el yıkama kritik. Dünyada her yıl milyar dolarlar gelişen hastane enfeksiyonlarının tedavisi için heba olurken aslında önlemenin maliyeti çok düşük. Onca eğitime karşın bırakalım hijyeni dünyada olduğu gibi ülkemizde de annelerimizin temizlik anlayışına ulaşamıyoruz. Diyelim ki yere kan dökülmüş olsun. Artık özelleştirilmiş ve hiçbir eğitimden geçirilmeden işe alınmış taşeron firmanın sık değiştirilen temizlik elemanı yere dökülen belki de AİDS'li bir hastaya ait kanı nasıl temizler? Tabii ki paspasla diyeceksiniz. Evet ama o paspasla ciddi bulaştırıcı potansiyeli olan mikrop tüm koridora yayılmayacak mı? Yıllar önce yoğun bakımlarda hastadan hastaya muayeneye geçerken el yıkama alışkanlıklarını karşılaştıran bir yayın okumuştum. Görevli olmayanların girişlerinin yasak olduğu birimde tıp öğrencilerinin uzman hekimlerden onların ise öğretim üyelerinden daha sık ellerini yıkadıklarını öğrendiğimde ilk anda şaşırmıştım. Sonrasında aklıma çocukluğumun hiçbir okul eğitimi olmayan Ayşe halasının bir cümlesi gelivermişti: ''Temiz ama pak değildi, yemeğini yemedim''. O an işte hastane enfeksiyonlarını önlemeye yetecek cümle diye düşünmüştüm. Yayındaki hekimlerin elleri ''temi... Devamı

20 11 2006

Şizofrenin ilacı: Sevgi / yorumLUyorum /

Şizofrenin ilacı: Sevgi Her 100 kişiden birinin şizofreni hastası olduğu Türkiye'de 700 bin kişi bu hastalıktan kurtulmak için mücadele ediyor. Hastaların yüzde 80'inin çalışamaz durumda olduğuna dikkat çeken hasta yakınları, şizofreninin en güzel ilacının sevgi olduğunu söylüyor. Her yüz kişiden birinde görülen ve yaklaşık 700 bin şizofreni hastasının bulunduğu Türkiye'de, bu hastaları rehabilite edecek bir tek merkez bile bulunmaması hasta ve hasta yakınlarının tepkilerine neden oluyor. Kişilik bölünmesi anlamına gelen bir beyin hastalığı olan şizofreni hastaları ve yakınları damgalanmaktan (stigmadan) yakınarak, devletin kendilerine destek olması gerektiğini söylüyorlar. İstanbul Dünya Şizofreni Derneği Başkanı ve aynı zamanda bir şizofreni annesi olan Aysel Doğan, oğlunun 10 yıldan fazla şizofreni hastalığı ile mücadele ettiğini belirterek, "Oğlumun en güzel yılları, gençliği hastalıkla geçti. Hastalıkla mücadelede ailenin desteği çok önemli " dedi. 'Devlet desteği yok' Hastalığın en güzel ilacının "sevgi" olduğunu vurgulayan Doğan, şizofreni hastalarının yüzde 80'e yakınının çalışamaz durumda olduğunu ve Türkiye'de şizofreni hastalarının engelli yurttaşlar kapsamına alınmadığını söyledi. Doğan, devletten hiçbir maddi destek alamadıklarını belirterek, "Devletin kendi doktorları heyet raporu vererek bu kişilere "çalışamaz" diyor. Ancak bu hastalara destek verilmiyor" diye konuştu. Devletin şizofreni hastalarının tedavisinde önemli bir yeri olan rehabilite merkezleri açması gerektiğini vurgulayan Doğan, "Bu merkezler tedavide ve hastaların sosyal yaşama tutunmasında önemli yer tutuyor" dedi. 'Şizofreni Evi'nin projesi hazır Doğan, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden (İTÜ) Yüksek Mimar Dr. İpek Akpınar 'ın "Şizofreni Evi" projesinin çizimini yaptığını, projeyi hayata geçirmek için İstanbul Büşükşehir Belediyesi'nden arsa istediklerini ancak herhangi olumlu bir ... Devamı

25 10 2006

yorumLUyorum / h a b e r / "erkekler dikkat!"

Erkekler dikkat! ABD'de yapılan bir araştırma, aşırı cep telefonu kullanımının erkeklerde kısırlık riskine yol açabileceğini ortaya çıkardı. ABD'nin Cleveland ve New Orleans ile Hindistan'ın Mumbai kentlerinden araştırmacılar, günde 4 saatten fazla cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayısı ve kalitesinde büyük düşüş olduğunu saptadı. Doktorlar, bu duruma cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyon veya ortaya çıkardığı ısının neden olduğunu düşünüyor.cumhuriyet. 25.10.'06 Devamı

10 10 2006

DEPRESYONDASINIZ…

  Peki, Bu Sıkıntılı Ruh Halinden Nasıl Kurtulabilirsiniz?   Yaşamakta olduğunuz bu mutsuzluğa karamsarlıkla bakıp “umutsuz, çaresiz “ olarak görüyor olabilir ya da depresyon belirtilerini yok sayıp ve ya görmezden gelmeye çalışarak onlara bir kılıf uydurmak istiyor olabilirsiniz. Ancak bu iki yol da sizi depresyondan kurtarmak için yeşil ışık yakmaz. Oysaki depresyonu dürüstçe kabul edip, onu göğüslemeye karar verdiğinizde yaşanılan sıkıntılar, olumlu sonuçlara doğru şekil almaya başlayabilir. Peki, sıkıntıdan kurtulmaya nereden başlamalıyız, en önemli soru bu…   Yaşamakta olduğunuz problemi tanımlayın: İster sıkıntılı, yalnız, yorgun, tükenmiş olun veya cesaretiniz kırılmış olsun; düzelmeye doğru ilk adım; bir probleminiz olduğu gerçeğini kabul edin ve onunla yüzleşmeye hazır olun. Bu adım küçük ve aşina olduğunuz bir eylemmiş gibi gelebilir ancak unutmayın en büyük başarılar küçük gördüğümüz adımlarla başlar. Yardıma ihtiyacı olduğunu kabul etmek istemeyen bir kişiye en etkili çözümlerin bile yardımı dokunamaz.   Yardıma ihtiyacınız olduğuna karar verin: Bazı insanlar mutsuz ve yalnız olmaktan gerçekten hoşlanabilirler. Bu durumu fark eden ve farklı algılayıp, onun bir yardıma ihtiyacı olduğunu hisseden biri, o kişiye bir yardım eli uzatabilir ve bu muhtemelen karşısındaki kişi tarafından geri çevrilir. Kişi yardım isteyene kadar, çözümün ana hatlarını çıkartmak zordur.   Problemin nedenlerini araştırın: Bunalımlı ruh haliniz, kendinize mal etmek yerine, yaşamakta olduğunuz sıkıntıların nedenlerini olumlu ve dürüst bir bakış açısıyla araştırın. “Beni bu duruma getiren şey nedir? Niçin kendimi böylesi kötü hissediyorum? Aslında ben ne istiyorum? Farkında olmadan yaptığım yanlışlarım neler olabilir? “ gibi basit soruları kendinize sorun, sorun hakkında bilgi toplayın. Hafif bir depresyonda bazen bu minik ve basit soruların çok da işe sorunu çözmede çok da işe yardığı görülür.   Kendinize a... Devamı