30 11 2006

türkçe günlükleri / yorumLUyorum / feyza hepçilingirler

Türkçe Günlükleri 15 Eylül Cuma İngilizce bilmek iyidir; ama Türkiye'de, Türkçe bilen Türklerle İngilizce konuşmak nedir? Tudem'in ilkgençliğe yönelik roman yarışmasının sonuç toplantısı için İzmir'e gidiyorum. Geçen yıl çocuk oyunu dalında yarışma düzenlemişti Tudem, bu yılki ilkgençlik edebiyatına çağdaş ve özgün yapıtlar kazandırmak amacıyla roman. Dosyaları okuduk, değerlendirdik, sonuç toplantısı için seçici kurul üyeleriyle İzmir'de buluşacağız. Havaalanına giden Havaş servisindeyim. Önümdeki sırada dört kişilik bir aile var ya da ben aile olduklarını sanıyorum. Hemen benim önümde anne ve baba oturuyor; yanda bir delikanlıyla genç kız. Hepsinin daha ilk bakışta Türk oldukları anlaşılıyor. Genç kız camdan dışarıyı seyrederken ötekiler kendi aralarında İngilizce konuşuyorlar. Daha doğrusu İngilizceydi konuştukları dil, az önce birden Türkçeye döndü. Sonra işler iyice karıştı. Şu anda, İngilizce - Türkçe karma bir dille sürüyor iletişim. Delikanlı hakiki bir Teksaslı gibi metalik sesler çıkarmayı başarıyor. Hani, eskiden Arapça bildiğini göstermek için "ayınları çatlatıp kafları patlatarak" konuşanlar varmış, anlaşılan, şimdi de İngilizcesinin mükemmel (onlar perfect der) olduğunu göstermek isteyenler, iki teneke parçasının birbirine sürtüldüğünde çıkana benzer sesler çıkarmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Genç kızın, delikanlının yabancı arkadaşı ya da sevgilisi olabileceğini düşündüm ilkin, derken o da Türkçe konuşmaya başladı. Yurtdışına gidiyorlardır, alıştırma yapıyorlar, diye düşünüyordum ki benimle birlikte iç hatlar terminalinde indiler. Şimdi ben bunu hiç anlamıyorum; anlamalı mıyım, onu da bilmiyorum. 17 Eylül Pazar Yeniden çocuk olasım geldi ya da çocuklarımı yeniden büyütesim. İkisi de olanaksız olduğuna göre, torun beklemekten başka çare yok gibi görünüyor. Ne güzel olurdu! Torunumu dizime oturtup, "Bak yavrum," diye başlayarak anlatırdım ona. "Antik Roma'da yaşayan insanlar böyle giyi... Devamı