23 11 2008

İlköğretim Müfettişi

İlkokulda bazı günler ayrı bir heyecan yaşanırdı. Bir telaş bir telaş Okul müdürü, yardımcıları ve öğretmenler arasında bir koşuşturma başlardı. Ne kadar belli etmemeye çalışırlarsa çalışsınlar, bu ‘seferberlik’ hali öğrencilerin gözünden kaçmazdı.

Bilinirdi ki, o gün okula müfettiş gelecek.

Büyüklerin telaşını gören, o telaşın altındaki kaygıyı hisseden öğrenciler de, hedef olmadıkları bu teftişi, öğretmenleri ve yöneticileri adına başarıyla atlatma sorumluluğuna bürünürlerdi. Müfetttişin sorması olası sorulara karşı, biraz da çaresizce hazırlıklar yapılır, sınıfta sessiz ve ağırbaşlı bir hava oluşurdu.

Bilinmeyen bir saatte kapı birden açılır, okul yöneticileriyle Müfettiş Bey ya da Müfettiş Hanım, yüzlerinde ciddi bir havayla sınıfa dalarlardı. Müfettiş, rastgele seçtiği öğrencilere hızlı hızlı sorular sorar; bazen, tereddüt eden öğrencinin cevabını beklemeden, bir başka soruyla parmağını bir başka öğrenciye uzatırdı.

Öğretmenimi yaktığım düşüncesinden ve suçluluk duygusundan uzun süre kurtulamadığım olay da o teftişlerden birinde oldu. Müfettiş parmağını uzattı:

“Sen!”

Kalktım.

“Denizaltı nedir?”

Denizaltıyı anlattım.

“Peki, denizaltı kaç metreye dalabilir?”

Yuvarlak bir cevapla kurtulmaya çalıştım.

“Derinlere dalabilir.”

“500 metreye dalabilir mi?”

“Dalabilir.”

Müfettişin yüz hatları gerildi.

“Dalamaz! Ezilir o zaman, ezilir, parçalanır!”

Meğer dalamazmış. Bugünleri görebilseydim, “Bugün değil ama, ileride titanyum gövdeli Alfa sınıfı denizaltılar 1300 metreye bile dalacak’ derdim ama, nereden bileyim...

Müfettiş gittikten onra sınıfta oluşan sessizlik, soruları bilemeyenlerin yüzlerine atılan anlamlı bakışlar bir süre sonra yerini uğultuya bırakırdı. Teneffüs zili çalınca da ne müfettiş akla gelirdi ne de başka bir şey

***

Bir anı ve anekdotla konuyu getirmek istediğim yer.. İlköğretim müfettişleri Bugün ilköğretim müfettişleri sorunlarını yetkililere ve kamuoyuna duyurmak için adeta çırpınıyorlar. Biz, ilköğretim müfettişlerini sınıfa girip sorular soran kişiler sanırdık. Düne kadar da aşağı yukarı öyle sandık. Oysa, gerçekleri bu feryattan sonra öğrendik. Meğer, diğer kurumların müfettişlerinin aksine ilköğretim müfettişleri, bir değil, iki üniversite bitirmek zorundaymış. Sadece, devlet ilkokullarında değil, anaokullarında, ilköğretim okullarında, özel okullarda, sürücü kurslarında, Kuran kurslarında, dershanelerde, öğretmen evlerinde, rehberlik araştırma merkezlerinde, yirmiden fazla alanda görev yaparlarmış. İlköğretimin kalitesini korumak uğruna ülkenin en ücra köşelerine kadar giderlermiş.

Ve bugün, ilköğretim müfettişleri, denetledikleri kişilerden bile az ücret alırlarmış. Bütün zam ve tazminatlarda diğer müfettişlerden geri kalmışlar. Diğer müfettişlerin aldığı makam, görev, temsil tazminatları bu müfettişlere verilmezmiş. Şimdi bütün bu haksızlığın giderilmesini istiyorlar. Haksızlar mı?

İlköğretim müfettişini, 500 metreye daldırıp ezmenin gereği var mı?

hikmet bila. geniş açı. cumhuriyet. 23.11.2008

yazıyı word belgesi olarak almak için 'tık'layın

108
0
0
Yorum Yaz