16 04 2015

SAVRULURKEN KAR/ arif damar

SAVRULURKEN KAR   Kar savrulurken  Günler günlerdir aralıksız  Ben de savrul savruluyorum  Yetmiş yılın ötesine  İki kardeş yan yanayız  Bir sac mangalın önünde Uzatmışız ellerimizi  Arada karıştırıyoruz  Soğuk çok soğuk küllerini  Tek kıvılcım bile yok  Çekmiyoruz yine de Anamız ayakta  Bakıyor pencereden  Kar savrul savrulurken  Güneş açıyor birden  Birden bir ses bir avaz  Esmer bir yüz  Sokaktan geçip giden Pamuk attıran  Pamuk attıran Anamız konuşuyor kendi kendine Sen de aç ben de aç  Gel sevişelim hallaç Şiiratı, Yaz Kitabı 2004 Devamı

13 08 2012

Düşlerimiz/ Cengiz Bektaş

Düşlerimiz vardı… Belki de mutlu çocukluktan gelen… Her şey istediğimiz gibi miydi ki mutlu çocukluğumuz olması için? Hayır! Ama, iyi ya da kötü, bütün koşulları paylaşıyorduk bizim Çaybaşı mahallesinde. Biz çocukların, hepimizin sayısız amcası, dayısı vardı. Yengelerimiz, teyzelerimiz, ağabeylerimiz, kardeşlerimiz… Güven ortamında duyumsuyorduk kendimizi… Daha doğrusu bir başka ortam tanımıyorduk… Aç kalmışsak Çaybaşı mahallesinde herkes aç kalmıştır kesinkes… Özellikle Batılıların ikinci büyük paylaşım savaşı yıllarında… Hepimize karneyle eş dağıtılan çeyrek ekmekten birimizin daha çok alabileceği usumuzun köşesinden bile geçmezdi. Güvenirdik… Düşlerimiz vardı… Düşlerimizi birbirimize anlatırdık çekinmeden… Bahçelerimize, evlerimize girer çıkardık… Kimse kötü bir şey düşünmezdi… Bize büyük birine davranır gibi davranırlardı büyükler… Bu günkü durumun karşıtını anlatıyorum değil mi? Eskiden böyle olup olmadığı değil, bu günkü durumun böyle olmaması önemli… Bunun nedeni ne peki? Düşsüzlüğümüz belki de… İşte buna kaptırmamamız gerekiyor kendimizi… Düşsüz kalmamalıyız… Düşlerimizin bizim olduğuna tartışmasız inanmamız gerekiyor… Ortaokulda lisede anlatırlardı: “İki savaş gemisi Boğazlardan geçtiler. Türk bayrağı taktılar. Gidip bir yerleri bombaladılar.” Olan oldu… Şimdi de iki uçak düştü. Neden düştü? Kim düşürdü? Biri söylese ya… Neden söyleyemiyorlar? Kaç kez göreceğiz bu filmleri? Ben derim ki, Düşl... Devamı

25 03 2012

‘Sensiz Üşüyoruz Baba!’

Cumhuriyet 25.03.2012 POLİTİKA GÜNLÜĞÜ Hikmet Çetinkaya  hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr  ‘Sensiz Üşüyoruz Baba!’ Dağınık bir ufuk, çınlayan bir günün akşam saatleri... Az sonra güneş ufuk çizgisinde kaybolacak, bir karanlık kıyı kasabasının üzerine çökecek... O saatlerde düşler kurulur... Çiçeklenmiş bahçeler, umudun rüzgârıyla buluşur. Kayıp bir hava... Denizin hışırtısı... Uzun bir yolculuğun derin kayışı... Ve uzaklardan gelen bir ses: “Kumlara yazdım adını!” İnsanın var olmadığı tarihler o bilindik acılarla kucaklaşırken, 600 öğrencinin zindanlarda yattığını düşünürsünüz belki. Belki çekingenliğin gölgesinde, küçük bir kızın elindeki bebeğini sallarken annesine sarılıp “Babam ne zaman gelecek?” diye sormasını... *** Ağır bulutlar ve hafif bir yel; annenin bu soru karşısında gözlerinden akan yaşı çocuğuna göstermemesini... Titreyen bir toprak ve yaşadığımız coğrafya; kardeşlik ve barış üzerine yapılan tartışmalar... Galatasaray Üniversitesi öğrencisinin 25 ay sonra tahliyesi... Cihan Kırmızıgül’ü anımsıyorsunuz sanırım... Poşu taktığı için, terörist olduğu gerekçesiyle otobüs durağında gözaltına alınan genç. *** İlkyazın sürgün verdiği bir günün içinde, ıhlamur ağaçlarının altında denizi seyrediyorum bir sahil kasabasında. İki ay sonra dolacak buralar... Baktım kırlangıçlar çoktan gelmiş, yuvalarını yapmışlar bile... Günlük gazeteleri okurken, Cudi Dağı’ndaki operasyonda şehit düşen polis Kadir Can’ın kızı Gökçe ve oğlu Ömer’in çığlığını duyar ... Devamı

25 07 2010

nar çiçekleri...

Bütün bunlar kalacak! Nar çiçekleri hiç yok olmayacak... Limonlar, erikler, portakallar, bir bir gidecek! Bir ben mi kalacağım? Bir ben mi? Çokları yok arkadaşlarımın!.. Varlar ama yoklar yine de! Arasam bulamam, telefon etsem yanıt çıkmaz, mektup kime gider, kalkıp evlerinin kapısını çalsam, açılmaz... Bahçenin ortasına bir sandalye çektim. Sağa sola bakıyorum. Uzatıp bir dal koparıyorum. Derken, bir yaprak üstüme düşüyor. Doğa “Unutmam seni” mi diyor? Uzansam şu yeşilliklere çocukluğumdaki gibi... Hiçbir şey düşünmeden, ne düş, ne hayal ne de olmayacak bir masal... Zamanlar eski defterlerde kaldı. Benden sonra da kalacak. Anılarımı okuyacaklar, şaşacaklar, “Ne boş şeylerle aldatmışım kendimi” mi diyecekler. Kaldırıp atacaklar çöplüğe... Kime ne benden, ben yokken!.. Sessizliktir en korku veren! Arada bir esintisi de olmasa. Hiç değilse dünya var, yaşam var dercesine... Kalk yürü koş, yokuştan in, başka bir yokuştan çık. İnsanları ara bul... Gir bir kahveye bir çay iç. Tavla oynayanlara bak, arada akıl ver, nice kızsalar da... “Ne bitmez şarkın var” demiş bir şair. Hangi şarkıydı o? Biter yeniden başlar... Yaşam rüzgârı. Ya kabaca ya dostça, ya sevgilinin okşayışı gibi... Bir kitap almak, okumak. Orasından burasından... Roman olmasın. Bir serüveni baştan sona izlemek ne saçma! Aç ortasından, sonundan oku, sana neyi verirse onu al, gerisini bırak... Şiirlerdir en yakındakilerimiz. Tek bir dize koskoca kitaptan daha çok şey verir. En iyisi yaşama sevincidir. O dizeyi yazan kişinin rüzgârının sana ulaştırdığıdır. Kâğıda dökülmez bazı şiirler! Sonsuza kadar kalır belleklerde. Yapışmış bir böcek... Anılarda yitip gidene kadar... ... Devamı

30 01 2010

"kerbela aşkım benim"

KERBELÂ UZAK DEĞİL   "pîr sultan'ım eydür yezitler gamda horasan erleri urum'da şam'da biz de mihman olduk bir ayn-i cemde doyup kanamadık hallerinize nezaman boynuma gitse elim                        büyür kerbelâ'm nezaman kana değse gözlerim                       kerbelâ'da bir akşam bir uzun havadır munzur      mor bir katar gibi düzülüp gider saz çalar akşamları pîr sultan göçmenleri              gönlümün terazisi bozulup gider koca fırat vura vura başını hey fırat       fırat fırat benim anam döve döve döşünü kerbelâ uzak değil ağlama sen ben de silah çattım munzur eteklerinde yıldızlara uludum yalnızlığın fıratçasından gözleri nasıl da gözlerimdi hoooooy ağrıda benden öte bir munzur bir fırat ve bir gelincik                      üçü de erzincanlı                      üçü de üçgüzeller                          gibi şuramda ben de kulaç attım dedemlik tosbağalarla                ... Devamı

02 07 2009

kemal özer/gülün sınavı

"El sussa gül konuşurgülü alıncaelin bir diyeceği olurEldeki gül kokusu...yola çıkıncayolun da bir diyeceği olur"kemal özer/gülün sınavı*unutmayacak seni 'insan'lık kemal abi, gülün kokusunda duyumsayacak...sana 'selam, hasret, sevgi' sana... Devamı

25 05 2009

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI /Vardığın zaman

Bir yolcu gördüm, Onu bir kez değil defalarca gördüm. Beklenmedik zamanlarda karşılaşıyorduk. Ben şaşırıyordum her seferinde, o ise zaten yolumu beklermiş gibi davranıyordu daima. Anlattıkları da davranışları gibi anlamsızdı. Sadece, konuşmasını bitirirken hiç aksatmadan söylediği aynı sözler dikkatimi çekmiş, merakımı uyandırmıştı: Yolun yarısında olduğunu söylüyordu her seferinde. Hep yarı yolda... Sanki bir uyarı yapıyormuş edasıyla ağzından çıkan bu cümleler bir süre sonra sadece tuhaf gelmekle kalmadı, örtülü bir meydan okuma, bir tehdit gibi batmaya başladı bana. Daima yolun yarısında olmasını anlayamıyordum bir türlü. Öyleyse bile bana ne, neden ısrarla tekrarlıyordu aynı sözleri? Öte yandan, doğrusunu söylemek gerekirse içten içe acıyordum, bir türlü gideceği yere varamayacak, vardığını anlayamayacak, hep yarı yolda kalacak diye onun adına üzülüyordum. Her şeye rağmen, karşılaştığımız seferlerin birinde bile, “Nereye gidiyorsun” diye sormadım. Olur a, yarasını deşmemek için çenemi tutup merakımı gizledim. O da bana, “Hangi yolun yarısındasın?” demedi hiç. Sadece benimle karşılaştığı her yerde, söze aynı cümleyle başlar olmuştu son zamanlarda. Belki de sormaya çekindiğim soruya kendiliğinden cevap vererek gönlümü hoş etmek için; “Her yolcunun birçok yolu vardır ama sadece bir tanesini yürür, menzil ise bahane” diyor, sonra benim anlattıklarımı dinliyordu. Aradan uzun zaman geçti. Yolların gözümde büyümeye başladığı günler gelip çatmıştı. Gördüklerim, göründüklerinden başka türlü gelmeye başlamıştı gözüme. Son kez karşılaştığımızda, “burası yolun yarısı” demesine fırsat kalmadan fark ettim ki, bir ... Devamı

27 01 2009

Babalarla Kızları...

Beyaz Ev’de George W. Bush dönemi bitti. Sanırım tarih, daha yaşarken Bush’un defterini dürmüştür. Tarihin sınav sayfaları Obama’ya yeni açılıyor. Turhan Selçuk’un, Cumhuriyet’te 22 Ocak Perşembe günü çıkan karikatüründe, “Amerika Tarihi” yazısının önüne iki nokta koyduktan sonra sıraladığı Abraham Lincoln, James A. Garfild, William Mc Kinley, John F. Kennedy, Martin Luther King, Robert Kennedy’nin başına gelen, umalım, ABD’nin “44. Başkanı”nın da yazgısı olmasın... *** Turhan Selçuk’a böyle bir karikatürü çizdiren, belki de, ABD’de yüzyıl süren “Siyah” düşmanlığının yarattığı tarihsel kindir. Lokantalara “Zenciler ve köpekler giremez!” sözlerini yazan “Beyaz”lar, bakalım bir “Siyah”ın başkanlığını içlerine sindirip, gururlandıkları demokratlıklarını kanıtlayabilecekler mi? Her kuşak kendi yaşam anlayışını kuruyor. Kuşaklararası dayatmaların çatışmalara yol açmasının nedeni bu. Bush’ların ikiz kızları Jenna ile Barbara’nın, Obama’ların kızları Sasha ile Malia’ya yazdıkları veda mektubu, bu açıdan da gözden geçirilmelidir. *** İkizler, mektuplarına “Bu büyülü mekânda iyi eğlenceler” diye başlıyorlar. Bu tümcede geçen “büyülü mekân” ve “iyi eğlenceler” sözü, kızların Beyaz Ev mutluluklarını yansıttığı kadar, o mekânda yaşadıkları sıkıntılarının da yarı alaycı anlatımıdır... Jenna ile Barbara, oradan çok güzel anılarla ayrıldıklarını belirtseler de mektubun içeriği daha çok ikinci seçeneği akla getiriyor. Mektuptaki şu uyarı özellikle önemli! “Sadık arkadaşlar edinin.” Amerika, gün&uum... Devamı

18 01 2009

Müzikle 2009 Yılı

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> Türk çoksesli müzik camiasının en önemli müzik ödülü olan Vakıf Onur Ödülü Altın Madalyası, aralık ayında ilk kez Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na verildi. Sevda - Cenap And Müzik Vakfı’na verilen bu özel ödül önem taşıyor. 2009 yılı da hem çoksesli Batı sanat müziği, hem de çoksesli Türk sanat müziği ve geleneksel Türk sanat müziği alanlarında iz bırakmış çok bestecinin doğum ya da ölüm yıldönümlerini içeriyor. İşte bunlardan birkaçı: F. Joseph Haydn’ın 200. ölüm yıldönümü (1809). Felix Mendelssohn’un 200. ölüm yıldönümü. Frederick Chopin’in 160. ölüm yıldönümü (1849). Hector Berlioz’un 140. ölüm yıldönümü (1869). Richard Strauss’un 60. ölüm yıldönümü (1949). Modest Musorsky’nin 70. ölüm yıldönümünde (1839). Çoksesli Türk sanat müziği bestecilerimiz arasında; Bülent Arel’in 90. ölüm yıldönümü (1919), Sabahattin Kalender’in 90. ölüm yıldönümü (1919), Nedim Otyam’ın 90. ölüm yıldönümü (1919), Ferit Tüzün’ün 80. ölüm yıldönümü (1929) ve Hulusi Öktem’in 50. ölü... Devamı

26 12 2008

yeni bir yıl geliyor

Her Gün, Yeni Bir Gün... 'Yeni yıl' kavramı artık geçerliliğini yitirmiş bir kavramdır. Yıllık değerlendirmeler bir zaman diliminin özelliklerini belirtmekte yetersiz kalıyor. Mevsimlik hatta aylık zaman dilimleri bile değişimleri belirtmekte yetersiz. Artık, 'Her gün, yeni bir gün' dür. Stratejik planlamalar da günlük değişimleri hesaba katmalıdır. Onun için de '2007'nin götürdükleri-2008'in getirecekleri' gibi analizler bize dünü açıklayamayacak, yarını da aydınlatamayacaktır. Görmemiz gerekenler 'güç kazanan eğilimler-güç yitiren çerçeveler' dir. Dünyada artık değişimler değil, dönüşümler olmaktadır. Duruma böyle bakarsak: 1. Güçlerdeki asimetrik denge değişikliklerinin büyük önem kazandığını görmemiz gerekiyor. 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısı dünyadaki güç dengelerini değiştirmiştir. Avrupa Birliği beklenen güç birikimini sağlayamamaktadır. Çin ve Hindistan güç dengelerini değiştirmektedir. Asya dünya ekonomisinde ön plana çıkmaktadır. Benazir Butto suikastı dünyadaki asimetriyi arttıracaktır. Dünya savaşının yerini bölgesel çatışmalar ve terörist saldırılar almaktadır ve henüz bunun çözümü bulunamamıştır. 2. Piyasa ekonomisinin tüketim ölçekleri büyümeyi sürdürmektedir. Dünyanın her yeri üretim alanları olmakta, gene dünyanın her köşesi, benzer tüketim kalıplarını benimsemektedir. Bu ölçek büyütme işinde en büyük rolü de bilgisayarlar ve internet oynamaktadır. Beklendiğinin tersine, küreselleşme ekonomik eşitsizliği arttırmakta, yerelleşmeyi hızlandırmakta, geleneksel değerleri yükseltmektedir. 20. yüzyıldakinden daha çok din ve m... Devamı

08 12 2008

kutlu/yorum

merhaba. sizlerin, sevenlerinizin/sevdiklerinizin -bir şekilde ilişkili (yakın/uzak) herkesin-, yaşamlarınızın 'yeni'liklerle, 'bayram' sevinci içerisinde geçmesini diliyorum. kitaplı, şiirli... ve e-sen olun. öğretmen_iz Devamı

23 11 2008

İlköğretim Müfettişi

İlkokulda bazı günler ayrı bir heyecan yaşanırdı. Bir telaş bir telaş… Okul müdürü, yardımcıları ve öğretmenler arasında bir koşuşturma başlardı. Ne kadar belli etmemeye çalışırlarsa çalışsınlar, bu ‘seferberlik’ hali öğrencilerin gözünden kaçmazdı. Bilinirdi ki, o gün okula müfettiş gelecek. Büyüklerin telaşını gören, o telaşın altındaki kaygıyı hisseden öğrenciler de, hedef olmadıkları bu teftişi, öğretmenleri ve yöneticileri adına başarıyla atlatma sorumluluğuna bürünürlerdi. Müfetttişin sorması olası sorulara karşı, biraz da çaresizce hazırlıklar yapılır, sınıfta sessiz ve ağırbaşlı bir hava oluşurdu. Bilinmeyen bir saatte kapı birden açılır, okul yöneticileriyle Müfettiş Bey ya da Müfettiş Hanım, yüzlerinde ciddi bir havayla sınıfa dalarlardı. Müfettiş, rastgele seçtiği öğrencilere hızlı hızlı sorular sorar; bazen, tereddüt eden öğrencinin cevabını beklemeden, bir başka soruyla parmağını bir başka öğrenciye uzatırdı. Öğretmenimi yaktığım düşüncesinden ve suçluluk duygusundan uzun süre kurtulamadığım olay da o teftişlerden birinde oldu. Müfettiş parmağını uzattı: “Sen!” Kalktım. “Denizaltı nedir?” Denizaltıyı anlattım. “Peki, denizaltı kaç metreye dalabilir?” Yuvarlak bir cevapla kurtulmaya çalıştım. “Derinlere dalabilir.” “500 metreye dalabilir mi?” “Dalabilir.” Müfettişin yüz hatları gerildi. “Dalamaz! Ezilir o zaman, ezilir, parçalanır!” Meğer dalamazmış. Bugünleri görebilseydim, “Bugün değil ama, ileride titanyum gövdeli Alfa sınıfı denizaltılar 1300 metreye bile dalacak’ derdim ama, nereden bileyim... Müfettiş gittikten onra sınıfta oluşan sessizlik, sorular... Devamı

07 11 2008

TÜYAP 27. İstanbul Kitap Fuarı Sürüyor...

TÜYAP 27. İstanbul Kitap Fuarı Sürüyor... TÜYAP 27. İstanbul Kitap Fuarı, 1 Kasım günü, anlamlı bir törenle başladı; ve o günden beri de çeşitli panel, etkinlik ve imza günleriyle devam ediyor. 3 Kasım akşamı da, onur ödülleri törenle sahiplerine verildi. Füruzan’ı, Mehmet Aksoy’u ve Güven Turan’ı bağrımıza bastık. TÜYAP kitap fuarları, kültürümüzün nabzı durumundadır... Son günlerin bir olayı da şu: Asena Ödülü, kadını yazan 3 kadın yazara verildi. Handan Çağlayan’ın Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar ile Ayşegül Altınay ve Yeşim Arat’ın Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet adlı eserleri ödüllendirildi ve Duygu Asena’nın ruhu da şad edildi... * Geçen hafta yazımızda belirttiğimiz eserlere, şu yayınları da ekleyeceğiz: - TÜYAP’ın Faruk Şüyün’e hazırlattığı Füruzan Diye Bir Öykü, büyük sanatçı için başeserdir. - Kaynak Yayınlar’da, büyük bilgin Muazzez İlmiye Çığ’ın Sümerlilerde Tufan Tufan’da Türkler ile İbrahim Peygamber’i pek önemlidir. Doğu Perinçek’in Gladyo ve Ergenekon’u da okunmalı. - Kırmızı Yayınlar’da, Erdoğan Aydın’ın çok aranan Kuran ve Din, İslamiyet ve Bilim, İslamiyette Ahlak ve Kadın, İslamiyetin Ekonomi Politiği, yeni basımlarıyla sunuluyor. - Ayrıntı Yayınları, 20. yılını 500 kitapla kutluyor: Oradan, Jack Kerouac’ın Yolda ile John Fowles’in Abanoz Kule’sini hatırlatalım. - Kemal Ateş’in, İmge Kitabevi’nde şu üç kitabını zikredelim: Türkçem Mahzun Ben Mahzun; Toprak Kovgunları; Bir Şarkı Dinlerken. - Brezilyalı şair Carlo Drummond de Andradeli’nin Dünyayı Taşıyor Omuzların, - Cevat Çapan’ın kaleminden-seç... Devamı

15 10 2008

kaybettik

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h1 {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; mso-outline-level:1; font-size:24.0pt; font-family:"Times New Roman"; font-weight:bold;} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.ehaberbaslik {mso-style-name:ehaberbaslik;} p.spot, li.spot, div.spot {mso-style-name:spot; mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bir süredir tedavi gören şair Fazıl Hüsnü Dağlarca 91 yaşında yaşamını yitirdi. Dağlarca, kronik böbrek yetmezliği ve kateter enfeksiyon rahatsızlığı nedeni ile tedavi görüyordu. 26 Ağustos 1914'te İstanbul'da doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti. 26 Ağustos 1914'te İstanbul'da doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiirleri; Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde yayımlandı. Dağlarca, 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Foru... Devamı

08 10 2008

okuma; sakın!

dünya şiir günü bildirisi (21 mart/fazıl hüsnü)okumak ne güzeldir (ali balkız)uzak durun (piref. h. ökkeş)eğeröğrendim kiyazmanın on ilkesi nedir? (fakir baykurt)"okumayı da, ders vermeyi de"mektup (türkü özlüm)"yaşanmamış geleceğin belgesi" (seni seviyorum)sürecek... Devamı